Almanya’nın dış politika ve güvenlik alanındaki önemli düşünce kuruluşlarından Stiftung Wissenschaft und Politik (SWP), Türkiye’nin NATO Zirvesi sonrasındaki dış politika yönelimini ele alan kapsamlı bir analiz yayımladı. Alman hükümeti ve Federal Meclis’e dış ve güvenlik politikası konularında danışmanlık sağlayan Berlin merkezli kuruluş, Türkiye’nin son dönemde Batılı müttefikleriyle ilişkilerinde görülen yakınlaşmayı Ankara’nın geleneksel Batı ittifakına koşulsuz dönüşü olarak değerlendirmedi. Analizde Türkiye’nin çok yönlü dış politika arayışını devam ettirdiği, ancak “stratejik özerklik” olarak tanımlanan yaklaşımın siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarındaki sınırlarının daha belirgin hale geldiği görüşüne yer verildi.
SWP: TÜRKİYE BATI’YA GERİ DÖNMÜYOR
SWP analizinin temel tezlerinden birini Türkiye’nin Batı ile son dönemde geliştirdiği ilişkilerin nasıl okunması gerektiği oluşturdu. Alman kuruluş, Ankara’nın ABD ve Avrupa ülkeleriyle temaslarının artmasının Türkiye’nin dış politikada yeniden tamamen Batı eksenine yöneldiği anlamına gelmediğini savundu.
Analizde Ankara’nın uzun süredir NATO üyeliğini sürdürürken aynı zamanda Rusya, Çin, Körfez ülkeleri ve Batı dışındaki diğer aktörlerle ilişkilerini geliştirmeye çalıştığı hatırlatıldı. Türkiye’nin dış politika yaklaşımında mümkün olduğunca farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurma ve herhangi bir aktöre aşırı bağımlılıktan kaçınma hedefinin önemli yer tuttuğu belirtildi.
SWP’ye göre son gelişmeler ise söz konusu politikanın uygulanabileceği alanın sınırsız olmadığını ortaya koyuyor. Türkiye’nin özellikle güvenlik ve savunma alanındaki ihtiyaçları nedeniyle ABD ve Avrupa ile ilişkilerinin önemini koruduğuna dikkat çekildi.
NATO ZİRVESİ ERDOĞAN İÇİN ÖNEMLİ BİR PLATFORM OLDU
Analizde NATO Zirvesi’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye açısından taşıdığı siyasi öneme geniş yer ayrıldı. Zirvenin Ankara’da gerçekleştirilmesinin Türkiye’nin NATO içerisindeki konumunu uluslararası kamuoyuna göstermesi açısından sembolik önem taşıdığı belirtildi.
SWP, zirvenin Erdoğan’a dış politika açısından görünürlük sağladığını ve Türkiye’nin ittifak içerisindeki askeri ağırlığının yeniden öne çıkmasına imkan verdiğini değerlendirdi. Türkiye’nin NATO’nun en büyük ordularından birine sahip olması, Karadeniz, Orta Doğu, Kafkasya ve Doğu Akdeniz gibi güvenlik açısından kritik bölgelerin kesişim noktasındaki coğrafi konumu ve savunma kapasitesi analizde Ankara’nın ittifak açısından taşıdığı önemin temel unsurları arasında gösterildi.
Alman kuruluş, söz konusu stratejik önemine rağmen Türkiye ile Batılı müttefikleri arasında son yıllarda yaşanan anlaşmazlıkların tamamen ortadan kalkmadığını da vurguladı.
STRATEJİK ÖZERKLİK POLİTİKASI MERCEK ALTINDA
SWP analizinde “stratejik özerklik” kavramı Türkiye’nin son yıllardaki dış politikasını açıklayan temel başlıklardan biri olarak kullanıldı. Ankara’nın ABD veya Avrupa Birliği’ne bağımlı olmayan, gerektiğinde Batı’dan farklı hareket edebilen ve farklı küresel güçlerle aynı anda ilişkiler geliştirebilen bir dış politika yürütmeye çalıştığı belirtildi.
Türkiye’nin Rusya ile enerji ve güvenlik alanlarında kurduğu ilişkiler, Çin ile ekonomik temasları, Körfez ülkeleriyle gelişen ortaklıkları ve Afrika’dan Orta Asya’ya uzanan diplomatik açılımları söz konusu politikanın parçaları arasında gösterildi.
SWP, Ankara’nın NATO üyeliği ile Batı dışındaki aktörlerle geliştirdiği ilişkileri birbirinin alternatifi olarak görmediğini, farklı ilişkileri aynı anda sürdürmeye çalıştığını aktardı. Analizde Türkiye’nin son dönemde karşı karşıya kaldığı gelişmelerin ise söz konusu dengeleme politikasının sınırlarını daha görünür hale getirdiği savunuldu.
RUSYA İLE İLİŞKİLER ÖNEMİNİ KORUYOR
Türkiye-Rusya ilişkileri Alman analizinin önemli başlıklarından birini oluşturdu. Ankara’nın Moskova ile özellikle enerji, turizm, ticaret ve bölgesel güvenlik alanlarında güçlü bağlara sahip olduğu hatırlatıldı.
Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşı boyunca Batılı ülkelerden farklı bir politika izlediğine dikkat çekildi. Ankara’nın Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklerken Rusya’ya uygulanan Batı yaptırımlarına katılmadığı, aynı zamanda Kiev’e askeri destek sağlayarak iki tarafla da temasını sürdürdüğü belirtildi.
SWP’ye göre söz konusu politika Türkiye’ye Rusya ile Ukrayna arasında arabuluculuk girişimlerinde bulunma imkanı sağladı. Karadeniz Tahıl Girişimi ve taraflar arasındaki diplomatik temaslar Ankara’nın iki ülkeyle aynı anda ilişki kurabilmesinin örnekleri arasında gösterildi.
ANKARA-MOSKOVA İLİŞKİLERİNİN SINIRLARI DA VAR
SWP, Türkiye ile Rusya arasındaki yakın ilişkinin iki ülkenin bütün bölgesel konularda aynı politikayı izlediği anlamına gelmediğini vurguladı. Ankara ve Moskova’nın Suriye, Libya, Güney Kafkasya ve Karadeniz gibi alanlarda zaman zaman farklı çıkar ve önceliklere sahip olduğuna dikkat çekildi.
Türkiye’nin enerji alanındaki Rusya bağlantısının da Ankara açısından önemli bir unsur olduğu belirtildi. Doğal gaz tedariki ve Akkuyu Nükleer Güç Santrali gibi projelerin iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde önemli yer tuttuğu aktarıldı.
Analizde Türkiye’nin Moskova ile ilişkilerini korurken NATO içerisindeki konumunu da sürdürmesinin Ankara’nın dengeleme politikasının temel özelliklerinden biri olduğu ifade edildi.
SAVUNMA SANAYİİ TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASINDA ÖNE ÇIKIYOR
Alman kuruluşun analizinde Türkiye’nin savunma sanayiindeki büyümesi de stratejik özerklik politikası kapsamında değerlendirildi. Ankara’nın son yıllarda savunma sistemlerinde dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla yerli üretim kapasitesini artırdığı belirtildi.
İnsansız hava araçları, savaş gemileri, füze sistemleri, zırhlı araçlar ve savaş uçağı projeleri Türkiye’nin savunma alanındaki bağımsız hareket kapasitesini artırmaya yönelik çalışmalar arasında gösterildi.
Türkiye’nin savunma sanayii ürünlerinin giderek daha fazla ülkeye ihraç edilmesinin Ankara’ya yalnızca ekonomik değil, diplomatik ve stratejik araçlar da sağladığına dikkat çekildi.
BATI TEKNOLOJİSİ TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİNİ SÜRDÜRÜYOR
SWP, Türkiye’nin savunma sanayiinde önemli ilerleme kaydetmesine rağmen bazı kritik teknolojiler konusunda Batılı ülkelerle işbirliğine ihtiyaç duymaya devam ettiğini değerlendirdi.
Motorlar, gelişmiş savaş uçağı teknolojileri ve belirli savunma sistemlerinde ABD ve Avrupa ülkeleriyle ilişkilerin Ankara açısından önem taşıdığı belirtildi. Türkiye’nin savunma sanayiinde daha bağımsız hale gelme hedefinin Batılı tedarikçilerle bütün bağların ortadan kaldırılması anlamına gelmediği vurgulandı.
Analizde söz konusu karşılıklı bağımlılığın Türkiye-Batı ilişkilerinde önemli bir unsur olmaya devam ettiği ifade edildi.
S-400 VE F-35 DOSYASI İLİŞKİLERDE KRİTİK BAŞLIK
Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemleri ve ardından F-35 programından çıkarılması da analizde Türkiye-Batı ilişkilerinin yakın geçmişteki önemli kırılma noktalarından biri olarak ele alındı.
Ankara’nın Rus sistemini satın alması Washington ile ciddi anlaşmazlığa yol açmış, Türkiye F-35 savaş uçağı programından çıkarılmış ve ABD tarafından yaptırımlarla karşı karşıya kalmıştı.
SWP, Türkiye’nin savunma ihtiyaçları açısından ABD ve diğer NATO ülkeleriyle ilişkilerinin önemini koruduğunu belirtti. Savunma alanında yaşanan gelişmelerin Ankara’nın stratejik özerklik hedefi ile NATO ittifakı içerisindeki yükümlülükleri arasındaki dengeyi doğrudan etkilediği aktarıldı.
AVRUPA’NIN GÜVENLİK ARAYIŞINDA TÜRKİYE FAKTÖRÜ
Avrupa’nın güvenlik politikasında yaşanan değişim de SWP analizinin dikkat çeken bölümlerinden biri oldu. Rusya-Ukrayna savaşı ve Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırma çabalarının Türkiye’nin askeri kapasitesine yönelik ilgiyi güçlendirdiği belirtildi.
Türkiye’nin büyük askeri gücü, gelişen savunma sanayii ve coğrafi konumu nedeniyle Avrupa güvenlik mimarisinde önemli bir aktör olduğu ifade edildi.
SWP, Avrupa’nın savunma kapasitesini güçlendirmeye çalıştığı bir dönemde Türkiye ile güvenlik alanındaki işbirliğinin daha fazla önem kazanabileceğini belirtirken Ankara ile Avrupa başkentleri arasındaki siyasi sorunların devam ettiğine de dikkat çekti.
AB İLE İLİŞKİLERDE ÇIKARLAR VE SORUNLAR BİR ARADA
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri analizde ayrı bir başlık olarak değerlendirildi. Ankara ile Brüksel arasında tam üyelik müzakerelerinin uzun süredir ilerlemediği hatırlatılırken taraflar arasındaki ekonomik ve güvenlik bağlarının devam ettiği belirtildi.
Gümrük Birliği, ticaret, göç, enerji ve güvenlik Türkiye ile AB arasındaki ilişkinin temel alanları arasında gösterildi. Türkiye’nin Avrupa ekonomisiyle güçlü biçimde bağlantılı olması, Ankara’nın stratejik özerklik politikasının ekonomik boyutunda Avrupa’nın önemini koruyan unsurlardan biri olarak değerlendirildi.
SWP, siyasi anlaşmazlıklara rağmen tarafların birçok konuda birbirine ihtiyaç duyduğunu belirtti.
EKONOMİK BAĞLAR STRATEJİK ÖZERKLİĞİN SINIRLARINDAN BİRİ
Analizde Türkiye’nin ekonomik ilişkilerinin dış politika seçenekleri üzerindeki etkisi de ele alındı. Avrupa Birliği’nin Türkiye açısından en önemli ticaret ortaklarından biri olmaya devam ettiği ve Türk ekonomisinin Avrupa pazarlarıyla yoğun bağlantısının bulunduğu hatırlatıldı.
SWP’ye göre Türkiye’nin Batı dışındaki ülkelerle ekonomik ilişkilerini geliştirmesi Avrupa ile mevcut ekonomik bağlarının yerini tamamen doldurmuyor. Yabancı yatırım, ihracat ve finansman ihtiyacı Ankara’nın Batılı ekonomilerle ilişkilerini önemli hale getiren faktörler arasında sıralandı.
Alman kuruluş, ekonomik gerçeklerin Türkiye’nin dış politikadaki hareket alanını etkileyen temel unsurlardan biri olduğu görüşüne yer verdi.
ÇİN İLE İLİŞKİLER BATI’YA ALTERNATİF OLARAK GÖRÜLMÜYOR
SWP analizinde Çin de Türkiye’nin çok yönlü dış politikasının önemli aktörlerinden biri olarak ele alındı. Ankara’nın Pekin ile ticaret, yatırım ve altyapı alanlarındaki ilişkilerini geliştirmeye çalıştığı belirtildi.
Türkiye’nin Asya ülkeleriyle daha güçlü bağlar kurma girişimlerinin Batı ile ilişkilerin tamamen yerine geçebilecek bir alternatif oluşturmadığı değerlendirmesine yer verildi. Ankara’nın yaklaşımının farklı güç merkezlerinden aynı anda ekonomik ve siyasi fayda sağlamaya yönelik olduğu ifade edildi.
TÜRKİYE’NİN COĞRAFİ KONUMUNA ÖZEL VURGU
Türkiye’nin Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Avrupa arasındaki konumu SWP tarafından Ankara’nın dış politika kapasitesini artıran temel faktörlerden biri olarak gösterildi.
Karadeniz güvenliği, Rusya-Ukrayna savaşı, Suriye, göç hareketleri ve enerji güzergahları gibi birçok başlığın doğrudan Türkiye’yi ilgilendirdiği belirtildi. Ankara’nın söz konusu coğrafi konum sayesinde hem NATO hem Avrupa Birliği hem de bölgesel aktörler açısından önemli bir ortak olmaya devam ettiği ifade edildi.
"STRATEJİK ÖZERKLİĞİN SINIRLARI ORTAYA ÇIKIYOR"
SWP analizinin merkezinde Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde yaşanan hareketliliğin bir “Batı’ya dönüş” olarak değerlendirilmemesi gerektiği görüşü bulunuyor. Alman kuruluş, Ankara’nın bağımsız ve çok yönlü dış politika arayışını terk ettiğine ilişkin bir değerlendirme yapmıyor.
Analizde bunun yerine Türkiye’nin stratejik özerklik politikasının sınırlarının daha belirgin hale geldiği savunuluyor. Savunma teknolojileri, NATO güvenlik mekanizmaları, Avrupa ile ekonomik ilişkiler ve bölgesel krizler Ankara’nın ABD ve Avrupa ülkeleriyle işbirliğini sürdürmesini gerekli kılan alanlar arasında gösteriliyor.
SWP’ye göre Türkiye aynı zamanda Rusya, Çin, Körfez ülkeleri ve diğer bölgesel güçlerle ilişkilerini devam ettiriyor. Alman kuruluşun ortaya koyduğu çerçevede Ankara’nın dış politikası Batı ile Batı dışındaki aktörlerden birini seçmek yerine farklı güç merkezleriyle ilişkilerini eş zamanlı sürdürme üzerine kurulurken mevcut güvenlik ve ekonomik koşullar söz konusu politikanın hareket alanını belirliyor.




