ABD merkezli Antiwar.com, 31 Ağustos 2026 tarihinde yayımladığı kapsamlı analizde Türkiye ile İsrail arasında Suriye sahasında yaşanan gerilimi ele aldı. Thomas S. Karat tarafından kaleme alınan “Baiting Turkey: Israel’s Strategy in Syria” başlıklı yazının başlangıç noktasını, İsrail’in 18 Ağustos gecesi Suriye’nin İdlib bölgesindeki Abu al-Duhur Hava Üssü’ne gerçekleştirdiği saldırı oluşturdu. Analizde hava üssünün yaklaşık 13 yıldır aktif şekilde kullanılmadığı, Suriye iç savaşı sırasında ağır hasar gördüğü, 2012’den beri hizmet dışı olduğu ve Türkiye sınırına yaklaşık 60 kilometre mesafede bulunduğu belirtildi. İsrail’in söz konusu gece üs bölgesini sekiz füzeyle vurduğu, saldırının gerekçesi olarak ise Türk askerlerinin üsse yerleşmesinin engellenmesinin gösterildiği aktarıldı.
İSRAİL SALDIRIDAN ALTI GÜN ÖNCE WASHINGTON’A BİLGİ VERDİ
Analizde yer alan bilgilere göre İsrail, saldırıdan altı gün önce Washington yönetimine Abu al-Duhur Hava Üssü çevresinde olası bir Türk askeri hareketliliğine ilişkin istihbarat bulunduğunu bildirdi. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Amerikan kurumlarının söz konusu bilgiyi kendi istihbarat birimleri üzerinden kontrol ettiğini açıkladı. Barrack, yapılan incelemelerin ardından Türk askerlerinin üsse hareket ettiği yönünde bir bulguya ulaşılamadığını söyledi.
Barrack daha sonra İsrail saldırısının gerekçesine ilişkin farklı ihtimaller üzerinde durdu. ABD’li diplomat, İsrail’in Türkiye’yi askeri bir karşılık vermeye yöneltmeye çalışmış olabileceği yönünde bir teorinin bulunduğunu dile getirdi. Barrack ayrıca saldırının zamanlamasına dikkat çekerek İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak seçimlere işaret etti. Antiwar.com yazarı Karat da analizinin önemli bölümünü Barrack’ın söz konusu değerlendirmeleri ve İsrail iç siyaseti arasındaki olası bağlantıya ayırdı.
İSRAİL BARRACK’IN AÇIKLAMALARINA İTİRAZ ETTİ
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz ise Barrack’ın açıklamalarını reddetti ve ABD’li diplomatın anlatımında birçok yanlışlık bulunduğunu savundu. İsrail tarafı, Türkiye’nin Abu al-Duhur’da askeri varlık oluşturacağı yönündeki istihbaratın açık olduğunu öne sürdü. İsrail kaynaklarında daha sonra yayımlanan haberlerde Ankara’nın üsse Türk askerlerinin yanı sıra radar ve hava savunma sistemleri konuşlandırmayı planladığı iddia edildi.
Türkiye ise söz konusu iddiaları kabul etmedi. Milli Savunma Bakanlığı, İsrail saldırısından önce veya saldırı sırasında Abu al-Duhur Hava Üssü’nde bir Türk askeri heyetinin bulunmadığını açıkladı. Reuters’ın aktardığı bilgilere göre Ankara, bölgede kalıcı Türk askeri konuşlandırması planlandığını da reddederken Suriye ile eğitim ve uzmanlık alanındaki işbirliğinin devam ettiğini bildirdi. Suriye tarafı da kalıcı bir Türk askeri konuşlandırması planlandığı iddiasına karşı çıktı.
TÜRK JETLERİNİN HAVALANMASI İHTİMALİ GÜNDEME GELDİ
Barrack’ın açıklamalarında saldırının askeri açıdan taşıdığı risk de önemli yer tuttu. ABD’li diplomat, İsrail uçaklarının Türkiye sınırına doğru ilerlediği sırada Ankara’ya saldırının amacı veya hedefi konusunda önceden bilgi verilmediğini belirtti. Türk tarafının İsrail uçaklarının yönünü gördüğünde kendi savaş uçaklarını havalandırmayı değerlendirebileceğini söyleyen Barrack, gelişmenin iki ülke arasında istemeden doğrudan askeri karşılaşmaya dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Barrack, benzer bir riskin geçmişte de yaşandığını hatırlatarak Türkiye’nin 2015 yılında sınır ihlali gerekçesiyle bir Rus savaş uçağını düşürmesine atıfta bulundu. ABD’li temsilciye göre sınır bölgesinde önceden bildirim yapılmadan gerçekleştirilen askeri uçuşlar yanlış hesaplama ihtimalini artırıyor. Abu al-Duhur saldırısında can kaybı yaşanmadığı ancak pist ve depolama alanlarının zarar gördüğü bildirildi.
ANALİZDE İSRAİL SEÇİMLERİNE DİKKAT ÇEKİLDİ
Antiwar.com’daki analizde İsrail’deki siyasi atmosfer de geniş biçimde ele alındı. Yazıda Tel Aviv’deki ana karayollarından birinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran lideri, Hizbullah lideri ve New York Belediye Başkanı ile birlikte gösterildiği bir seçim ilanına yer verildiği aktarıldı. İlanda söz konusu isimlerin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun seçimleri kaybetmesini istediği mesajı verildiği belirtildi.
Karat, Netanyahu’nun yolsuzluk suçlamaları kapsamında yargılanan ilk görevdeki İsrail başbakanı olduğunu hatırlatırken Likud’un anketlerdeki konumuna da değindi. Analizde ABD Başkanı Donald Trump’ın Netanyahu’ya İran ve Lübnan’daki savaşları sona erdirme yönünde çağrıda bulunduğu ifade edildi. Yazar, söz konusu siyasi ortam içerisinde Türkiye ile yaşanan gerilimin Netanyahu açısından seçim döneminde kullanılabilecek bir dış politika başlığı haline geldiği görüşünü dile getirdi. Söz konusu değerlendirmeler Antiwar.com yazarının yorumları olarak yazıda yer aldı.
YAIR LAPID VE EHUD BARAK’IN AÇIKLAMALARI DA YAZIDA
İsrail muhalefetinden gelen açıklamalar da analize taşındı. Muhalefet lideri Yair Lapid’in Abu al-Duhur saldırısını desteklediği ancak saldırı sonrasında yapılan açıklamaları eleştirdiği aktarıldı. Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın ise Türkiye ile yaşanan gerilimin İsrail seçimleri öncesinde savaş atmosferi oluşturma amacı taşıdığı yönünde değerlendirmede bulunduğu belirtildi.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Barrack da daha önce Türkiye ve İsrail’deki liderlerin siyasi kampanya süreçleri içerisinde bulunduğuna işaret etmişti. Antiwar.com yazarı, Netanyahu ile Erdoğan’ın iç siyasette farklı gerekçelerle dış politika gerilimlerinden yararlanabilecekleri tezini ortaya koydu.
ERDOĞAN, İMAMOĞLU VE ÖCALAN BAŞLIKLARI ANALİZE GİRDİ
Karat’ın yazısında Türkiye’nin iç siyasetine ilişkin değerlendirmeler de yer aldı. Analizde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve Abdullah Öcalan üzerinden yürüyen süreç ele alındı. Yazar, Erdoğan yönetiminin Kürt seçmenlerin siyasi konumu ve yeni anayasa tartışmaları üzerinden iç politikada yeni bir denklem oluşturmaya çalıştığını savundu.
Yazıda Erdoğan’ın mevcut görev süresinin 2028’de sona ereceği hatırlatılırken yeni anayasa tartışmalarının Cumhurbaşkanı’nın yeniden adaylığı bakımından taşıdığı siyasi önem üzerinde duruldu. Karat, İsrail’in Suriye’de saldırgan bir aktör olarak görülmesinin Türkiye’de Kürtler, İslamcılar ve milliyetçiler gibi farklı siyasi kesimlerin aynı dış politika başlığı çevresinde buluşmasına zemin sağlayabileceği görüşünü dile getirdi. Söz konusu bölüm, haber niteliğinde doğrulanmış bir sonuçtan ziyade yazarın Türkiye iç siyasetine ilişkin değerlendirmelerinden oluşuyor.
İSRAİL’DE HAZIRLANAN RAPORDA TÜRKİYE İÇİN “DOĞRUDAN SAVAŞ” SENARYOSU
Analiz, Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin yalnızca son saldırıyla ortaya çıkmadığını da vurguladı. Netanyahu tarafından görevlendirilen ve eski İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Vekili Jacob Nagel’in başkanlık ettiği bir komitenin yaklaşık bir yıl önce Türkiye ile doğrudan çatışma ihtimalinin değerlendirilmesini istediği hatırlatıldı. Raporda Suriye üzerinden gelişebilecek Türkiye kaynaklı tehdidin ilerleyen dönemde İran tehdidinden daha ciddi hale gelebileceği öne sürülmüştü.
Komitenin İsrail savunma bütçesinin yılda 15 milyar şekele kadar artırılmasını ve uzak mesafelerdeki operasyonlarda kullanılabilecek hava platformlarına yatırım yapılmasını önerdiği aktarıldı. Karat, söz konusu raporu İsrail’in Türkiye’yi uzun vadeli güvenlik planlamasında dikkate almaya başladığının göstergelerinden biri olarak değerlendirdi.
T4, PALMİRA VE HAMA ÜSLERİ DE HATIRLATILDI
Antiwar.com analizinde İsrail’in Suriye’de Türkiye bağlantılı olduğunu düşündüğü askeri tesislere yönelik daha önceki saldırıları da hatırlatıldı. Türk ekiplerinin 2025 ilkbaharında Suriye’de T4, Palmira ve Hama hava üslerini daha kapsamlı bir askeri varlık ihtimali kapsamında incelediği, İsrail’in daha sonra söz konusu tesisleri vurduğu belirtildi.
Yazar, Abu al-Duhur saldırısını İsrail’in 7 Ekim sonrasında daha fazla ağırlık verdiği “tehdit oluşmadan müdahale” yaklaşımı çerçevesinde yorumladı. Analize göre İsrail açısından Türk askerlerinin, radarlarının veya hava savunma sistemlerinin bir üsse yerleşmesinden önce pistin vurulması, gelecekte İsrail’in hareket alanını sınırlayabilecek askeri yapılanmanın henüz oluşmadan engellenmesi anlamına geliyor.
NATO’NUN 5. MADDESİ ÜZERİNDEN YENİ TARTIŞMA
Saldırıdan iki gün sonra eski İsrailli yetkili Shay Gal’ın Israel Hayom’da yayımlanan yazısına da Antiwar.com analizinde yer verildi. Gal, Suriye’de konuşlandırılabilecek Türk askerlerinin İsrail açısından hedef haline gelebileceğini savundu ve NATO Antlaşması’nın 5. maddesinin Türk topraklarını koruduğunu, Türkiye sınırları dışındaki Türk birliklerinin aynı korumayı otomatik olarak taşımadığını ileri sürdü.
Karat, söz konusu görüşü İsrail’de Türkiye’nin Suriye’deki muhtemel askeri varlığına ilişkin yürütülen hukuki ve stratejik tartışmanın örneklerinden biri olarak gösterdi. Analizde Israel Hayom gazetesinin Miriam Adelson’a ait olduğu, Adelson’ın da Donald Trump’ın en büyük bireysel bağışçılarından biri olduğu bilgisine yer verildi.
TÜRKİYE’NİN SAVUNMA SANAYİİ İHRACATI ANALİZİN MERKEZİNDE
Amerikan sitesindeki yazının dikkat çeken bölümlerinden biri de Türkiye’nin savunma sanayiindeki büyümesine ayrıldı. Karat, Türkiye’nin silah ihracatının 2025 yılında yaklaşık 10 milyar dolara ulaştığını ve önceki yıla göre belirgin artış gösterdiğini aktardı. Analizde 2026’nın ilk yedi ayında da yükselişin sürdüğü ve son 12 aylık dönemde ihracatın 11,2 milyar dolar seviyesine ulaştığı belirtildi.
Yazıda Türkiye’nin dünya silahlı insansız hava aracı pazarındaki payının yaklaşık üçte iki seviyesine ulaştığı da öne sürüldü. Karat, Ankara’nın daha düşük maliyet, daha hızlı teslimat ve Batılı rakiplere alternatif ürünler üzerinden Körfez ve diğer Arap ülkelerinde İsrail savunma sanayiiyle aynı müşterilere yöneldiğini savundu.
F-35 VE KAAN İÇİN NETANYAHU İDDİASI
Analizde Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil olma ihtimali ve milli muharip uçak KAAN da İsrail-Türkiye rekabetinin bir başka boyutu olarak ele alındı. Karat, Trump’ın temmuz ayında Ankara’ya gerçekleştirdiği ziyaret öncesinde Netanyahu’nun ABD Başkanı’nı arayarak Türkiye’nin F-35 programına geri alınmamasını ve KAAN savaş uçaklarında kullanılması planlanan F110 motorlarının Türkiye’ye satışına izin verilmemesini istediğini aktardı.
Netanyahu’nun Fox ve CNN’e yaptığı açıklamalarda Türkiye’ye söz konusu imkanların sağlanmasının Orta Doğu’daki güç dengesini değiştirebileceğini ve İsrail’in hava üstünlüğünü etkileyebileceğini savunduğu belirtildi. Antiwar.com yazarı ise savunma sanayii rekabetinin askeri güç dengesi kadar ihracat pazarları bakımından da iki ülke arasındaki ilişkileri etkilediği görüşünü dile getirdi.
TÜRKİYE VE İSRAİL’İN SURİYE PLANLARI AYRIŞIYOR
Karat’ın analizine göre Ankara ile Tel Aviv arasındaki anlaşmazlığın en önemli kaynağını Suriye’nin geleceğine ilişkin farklı yaklaşımlar oluşturuyor. Yazıda Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Ahmed al-Sharaa yönetiminde merkezi ve bütünleşmiş bir Suriye istediği; ülkedeki Kürt silahlı yapılanmalarının merkezi orduya dahil edilmesini, Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmesini ve Türkiye’nin güney sınırındaki güvenlik sorunlarının ortadan kaldırılmasını hedeflediği belirtildi.
Yazar, İsrail’in ise Suriye’nin askeri açıdan zayıf kalmasını, ülkedeki azınlıkların Şam yönetimine karşı korunmasını ve Suriye’nin güneyinde İsrail ordusunun hareket alanının kısıtlanmamasını istediğini savundu. İsrail tarafının Türk radarlarının, hava savunma sistemlerinin ve savaş uçaklarının Suriye’de konuşlandırılmasının İsrail uçaklarının mevcut hareket serbestisini azaltacağı ve İran’a yönelik gelecekteki operasyonları zorlaştırabileceği endişesini taşıdığı belirtildi.
AHMED AL-SHARAA’NIN TÜRKİYE İLE İLİŞKİLERİ DE ELE ALINDI
Analizde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed al-Sharaa’nın iki ülke arasındaki rekabet karşısındaki konumu da değerlendirildi. Karat, Şam yönetiminin Türkiye’den askeri eğitim ve yeniden yapılanma desteği aldığını ancak aynı zamanda Suriye ordusu içerisindeki Türkiye etkisinin aşırı derecede güçlenmesini önlemeye çalıştığını ileri sürdü.
Yazara göre Ankara ve Tel Aviv arasındaki gerilim yalnızca Suriye topraklarında yaşanan bir rekabet değil, doğrudan Suriye’nin gelecekte nasıl bir devlet ve güvenlik mimarisine sahip olacağı konusundaki anlaşmazlıktan kaynaklanıyor.
KÜRT DOSYASI EN HASSAS BAŞLIKLARDAN BİRİ
Antiwar.com analizinde Türkiye ile İsrail arasındaki rekabette en kırılgan alanlardan birinin Suriye’deki Kürt yapılanmaları olduğu belirtildi. Yazıda Washington tarafından silahlandırılan Kürt güçlerinin Türkiye’nin desteklediği merkezi Suriye devletine entegre edilmek istendiği, İsrail’in ise söz konusu yapıların Şam karşısında askeri kapasitesini korumasına daha olumlu yaklaştığı savunuldu.
Karat, Suriye’deki Kürt dosyasının Ankara, Washington, Şam ve Tel Aviv’in güvenlik önceliklerinin kesiştiği alanlardan biri olduğunu ve Türkiye-İsrail geriliminin ilerleyen aşamalarında yeniden gündeme gelebilecek başlıkların başında bulunduğunu ileri sürdü.
TÜRKİYE’NİN NATO ÜYELİĞİ GERİLİMİN ANA UNSURLARINDAN
Yazıda Türkiye’nin İran’dan farklı olarak NATO üyesi olduğuna ve ittifakın ikinci büyük ordusuna sahip bulunduğuna özellikle dikkat çekildi. Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile yaptığı yeni karşılıklı savunma anlaşması ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Donald Trump yönetimiyle kurduğu ilişkinin de Ankara’nın bölgesel konumunu güçlendiren unsurlar arasında olduğu değerlendirmesi yapıldı.
Karat, Türkiye’nin desteklediği veya ileride Türk askerlerinin bulunabileceği bir Suriye üssünün İsrail tarafından vurulmasının NATO açısından cevaplanması güç güvenlik sorunları doğurabileceğini savundu. Yazara göre Ankara’nın NATO üyeliğine güvenerek Suriye’de daha derin bir askeri varlık kurması ve İsrail’in Türk birlikleri yerleşmeden önce müdahale etmeye çalışması, caydırıcılığın ters yönde işlemesine yol açabilecek bir risk yaratıyor.
WASHINGTON ÜÇLÜ MEKANİZMA KURMAYA ÇALIŞIYOR
ABD yönetiminin söz konusu risk nedeniyle Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir çatışmasızlık veya doğrudan iletişim mekanizması oluşturmaya çalıştığı belirtildi. Tom Barrack, Abu al-Duhur saldırısının ardından Washington’ın üç taraf arasında yanlış hesaplamaların önüne geçecek bir iletişim kanalı üzerinde çalıştığını açıklamıştı.
Antiwar.com analizinde İsrail’in böyle resmi bir mekanizmaya mesafeli olduğu ileri sürüldü. Karat’a göre İsrail makamları, kurumsal bir iletişim ve istihbarat paylaşımı sisteminin gerektiğinde tek taraflı askeri operasyon yapma özgürlüğünü sınırlayabileceği görüşünü taşıyor.
NETANYAHU-PUTİN ARASINDAKİ SURİYE MEKANİZMASI HATIRLATILDI
Yazar, İsrail’in geçmişte benzer bir mekanizmayı Rusya ile uyguladığını hatırlattı. Netanyahu ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin döneminde Suriye hava sahasında İsrail ve Rus uçaklarının karşı karşıya gelmesini önlemek amacıyla doğrudan iletişim sistemi kurulduğu ve söz konusu mekanizmanın yaklaşık 10 yıl boyunca işlediği belirtildi.
Antiwar.com, Türkiye-İsrail-Suriye hattında kurulması planlanan mekanizmanın başarısının da tarafların askeri gerilimi sınırlama konusunda ortak irade göstermesine bağlı olacağını savundu. Yazı, Abu al-Duhur saldırısını Türkiye ile İsrail arasında Suriye üzerinden yaşanan daha geniş stratejik rekabetin son örneklerinden biri olarak değerlendirdi.
AMERİKAN ANALİZİNİN SONUCU: REKABET SURİYE’NİN ÖTESİNE TAŞIYOR
Karat, analizinin sonunda Türkiye’nin büyüyen savunma sanayii, NATO üyeliği, bölgesel askeri ilişkileri ve Washington ile temaslarının İsrail’in geleneksel bölgesel üstünlük anlayışına yeni bir değişken eklediği görüşünü ortaya koydu. Yazara göre Abu al-Duhur saldırısında İsrail’in ileri sürdüğü Türk askeri hareketliliğinin Amerikan istihbaratı tarafından doğrulanmaması, saldırının gerekçesi konusundaki tartışmanın merkezinde bulunuyor.
Analiz, Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimi yalnızca Suriye’de bir hava üssünün vurulması üzerinden değil; İsrail seçimleri, Türkiye siyaseti, NATO, F-35, KAAN, savunma sanayii ihracatı, Kürt güçleri, Suriye’nin yeniden yapılandırılması ve Washington’ın bölgedeki rolü üzerinden değerlendirdi. Karat, iki ülkenin Suriye üzerindeki farklı güvenlik anlayışlarının karşı karşıya gelmesinin, bölgedeki askeri yanlış hesaplama riskini artırdığı görüşünü dile getirdi.




