Arap Birliği zirvesi, Suriye-Lübnan ilişkileri açısından harika bir fırsat olabilirdi. Ancak kibire yenik düşen ikili diyalog umudunu yine çöpe attı
Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, çarşamba günü Lübnan'ın yaklaşan Arap Birliği zirvesinden uzak durarak bir fırsatı harcadığını ve Amerika'nın da bu buluşmanın altını oyma planları yaptığını söylerken iki şeyi doğru bildi. Nihayetinde, Lübnan hükümeti toplantıya katılarak kayda değer kazançlar sağlayabilirdi. Ve, ABD hükümetinin de, bazılarını bölgede yeni bir düzen kurmaya yönelik tasarımlarının rehinesi olarak tutmaya devam ettiği açık.
Fakat Muallim'in işaret etmediği şey şu ki, Suriye de kendi konumunu elle tutulur bir biçimde güçlendirmek ve kendi çıkarlarını güvence altına almak açısından bir fırsatı kaybetti. Suriye bunu, Lübnan'ın zirve davetiyesini bir tokat olarak algılanacağını bildiği bir tavırla göndererek yaptı. Beyrut için daveti reddetmeyi zorlaştırmak yerine, Şam bir boykotun gelme ihtimalini artırdı. Aynı hata, Mısır veya Suudi Arabistan gibi Amerikan yanlısı Arap rejimlerinin de zirvede temsil düzeylerini düşürmelerine yardımcı oldu. Sonuçta, Suriye dolaylı biçimde Washington'ın elini güçlendirmiş oldu.
Şam'ın hiçbir nüfuzu kalmadı
Peki Suriye bu çok taraflı hatayla ne kaybetti? Çok şey. Eğilim, süregelen krizi bir 'Lübnan' krizi diye damgalamak yönünde, fakat bu aynı zamanda bir Suriye krizi. İkili düzeyde, bir Lübnan-Suriye anlaşmazlık bulutunun altında geçen her gün, iki ülke arasındaki doğal işleri ve sosyal bağları erozyona uğratıyor. Arap Birliği zirvesi, ilişkilerde güven ve samimiyetin nasıl tekrar tesis edileceğine dair hem açık hem de özel görüşmeler yapılması için mükemmel bir forum olabilirdi. Bölge düzeyinde, aynı sorun Şam'ı pek çok Arap başkentinden uzaklaştırmaya devam ediyor; bu durum, Şam'ın onların bir dizi meselede yapacağı tercihleri etkilemesini de önlüyor -özellikle de, Amerika'nın raydan çıkarmak için çok fazla şey yaptığı İran önerileri konusunda.
Suriye ve Lübnan iki komşu ve birinde meydana gelen olayın diğerindeki gelişmeleri etkilememe ihtimali yok. Örneğin Beyrut'un, egemenliğinin burada 30 yıl boyunca nüfuzunu konuşturmuş yabancı bir güç tarafından hâlâ tanınmamış olmasından korkmaya her türlü hakkı var. Şam'ın da, Lübnan dış politikasını ele geçirmeye veya yeniden yönlendirmeye yönelik Amerikan ve/veya İsrail planları nedeniyle kendi istikrarının tehlike altına girme ihtimali gibi şeylerden endişelenme hakkı var. Fakat hiçbir diyalog kurulmazsa bu endişeler ele alınamaz ve Suriye de şimdiye dek, bunun için gerçek bir arzu ortaya koymayı başaramadı.
Suriye'nin bu yılki Arap Birliği zirvesine ev sahipliği yapması, Lübnan'la ilişkilerdeki buzu kırıp daha adil bir temelde yeniden başlamak açısından uygun bir tesadüftü. Zirve bunun yerine, bir başka çekişme noktasına dönüştü. Amerikalılar böyle olmasını istiyordu ve Lübnanlılar da buna izin verdi -fakat durumu bu hale getiren, ciddi ve uzlaşmacı davranmaları gerekirken küstahça ve suskun bir tavır alan Suriyelilerdi.
Kaynak: Radikal