Başka koşullar altında Cumhurbaş-kanı Gül'ün devreye girip sonuç alması daha kolay olurdu. Ama şimdi de denemeye değer
Ankara siyaseti öyle bir halde ki, gerilimin giderilmesi için uzlaşma ve diyalog önermek neredeyse suç sayılmaya başladı.
Önce TÜSİAD, ardından TOBB başkanlığında yedi işveren, işçi, çiftçi ve memur kuruluşu, Anayasa Mahkemesi'nde AK Parti aleyhinde açılan kapatma davası sonrasında uzlaşma ve diyalog çağrısı yaptıkları için adeta topa tutuldular. Herkes kendisini öyle bir meydan muharebesi havasına hazırlamış ki, saflar dağılsın istemiyor. Diğer yandan bütün siyasiler, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dahil, "Türkiye'nin kritik döneminde, şu kadar sorun varken" diye söze başlıyorlar. Bu çelişkili bir durum.
Tartışmalara damgasını Hisarcıklıoğlu'nun 'ortak akıl deklarasyonunu' yaparken "Herkes mevcut pozisyonundan bir adım geri atmalı" demesi vurdu. CHP lideri Deniz Baykal "Devlet pazarlıkla, ticaret mantığıyla yürütülmez" derken, MHP lideri Devlet Bahçeli, açıkça sivil toplum girişiminin hükümet telkini altında olduğu suçlamasını yöneltti.
Oysa Başbakan Tayyip Erdoğan da durumdan memnun değildi. Doğrudan Hisarcıklıoğlu'nu hedef alarak adeta bombaladı: "Neden geri adım atacağım? Açıklamaların hedefi ne? İktidar nasıl adım atmalı? Anlatsınlar, öğrenelim."
Dün Fikret Bila ile birlikte CNN Türk'te konuk ettiğimiz Hisarcıklıoğlu'na "12 Eylül 1980 öncesi Kenan Evren'in Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk aracılığıyla liderlere ilettiği mektup gibi kimse üzerine alınmıyor. Mektubun zarfına adresi daha açık yazamaz mıydınız?" diye sorunca, "Adres belli" dedi; "Bir adım geri atmalı deyince kimler cevap veriyorsa, muhatap onlardır".
Atılacak adım ile neyin kastedildiği de sivil toplum açıklamalarında açıkça dile getirilmiyor ve bu da ayrı bir eleştiri kaynağı.
Oysa Başbakan Erdoğan geri atması gereken adım dendiğinde neyi anladığını dolaylı yönden şu sözlerle gösteriyor: "Özgürlüklerin hiyerarşisi olmaz. Ben beş yıldır başbakanım. Ülkemde gerilim olmasın diye beş yıldır bekledim."
Başbakan Erdoğan sorunun, üniversitelerde başörtüsü/türban serbestisi için Anayasa değişikliğinden kaynaklandığının, şimdi kendisinden beklenen adımın da kapatma davasından kaçınma amacıyla yeni bir 'özel amaçlı' Anayasa değişikliğine gitmemesi olduğunun farkında. Ama bu kez MHP destek olmuyor, Erdoğan tek başına DTP desteği istemiyor ve hem CHP, hem de MHP'nin "laiklik oylamasına dönüşür" uyarıları altında referandum riskini göze alacak Anayasa değişiklik hazırlıkları sürüyor.
Hisarcıklıoğlu dün Gül'ün yanına gidip devreye girmesi gerektiğini söylemeden önce CNN Türk'te "Cumhurbaşkanı'na bu noktada görev düşüyor" dedi; "Devletin başı olarak gerginliği mutlaka görüyordur".
Hisarcıklıoğlu, Köşk'ten çıktıktan sonra da yedi kuruluş adına "Umutlu olduklarını" söyledi. Oysa kendilerinden önce Köşk'te olan DSP lideri Zeki Sezer ve ÖDP lideri Ufuk Uras o kadar umutlu konuşmadılar.
Uras, Gül'e 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi aylarca birbiriyle konuşmayıp, sonra pişmanlık yaşayan Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit'in durumuyla, Tayyip Erdoğan ve Deniz Baykal'ın 2006'dan bu yana "cenaze namazı için cami avluları dışında" biraraya gelmediklerini hatırlattığını aktardı. Gül açmamış, ama Uras konuyu açmış. "Perakende değil, toptan çözümler için" (tıpkı Hisarcıklıoğlu gibi) devreye girmesini istemiş. Peki ne yanıt vermiş Gül? "Hiçbir şey söylemedi" dedi Uras; "Diğer konularda konuşma oldu, ama bunu sadece dinledi."
Hisarcıklıoğlu ile Uras'ı Gül'e benzer öneride bulunmaya zorlanan bir durum var ülkede. Başka koşullar altında Cumhurbaşkanı'nın devreye girmesi son derece doğal ve kolay çözüm de getirebilir. Hisarcıklıoğlu'nun dediği gibi "Mutlaka bir taraf kazanmasa da olur, maç berabere bitebilir". Hisarcıklıoğlu hatta "tribünlere oynamasınlar" diye görüşmelerin kapalı yürütülmesini de öneriyor.
Ama koşullar farklı. Öncelikle Cumhurbaşkanı'nın da siyasetten yasaklanmasını talep eden bir iddianame var ortada. Yani Cumhurbaşkanı da yaşanan gerilime muhatap. İkincisi, yaşanan gerilimin uçları aslında Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesi sürecine dayanıyor. Yani Başbakan Erdoğan bu konuyu konuşmayı kabul etse bile, Baykal'ın, Bahçeli'nin Gül'ün masası etrafında konuşmayı kabul etmeyeceği sorunu var ortada.
Bütün bu zorluklara rağmen, denemeye değer. O nedenle sivil toplumun girişimlerini bir ihtimal için de olsa desteklemekte demokrasinin selameti açısından yarar var.
Kaynak: Radikal