İsrail’de Filistinli vatandaşların 27 Ekim 2026’da yapılacak Knesset seçimlerindeki siyasi temsil hakkı, Merkez Seçim Komitesi ile Yüksek Mahkeme’de peş peşe alınan tutumların ardından yeni bir tartışmanın merkezine yerleşti. Sürecin en dikkat çekici örneklerinden biri, Filistinli siyasetçi ve Balad Partisi lideri Sami Abu Shehadeh’in adaylığı oldu. Merkez Seçim Komitesi önce Abu Shehadeh’in seçimlere katılmasını engelleme kararı aldı; dosya Yüksek Mahkeme’ye geldiğinde ise dokuz yargıçlı heyetin çoğunluğunun söz konusu yasağı onaylamaya hazır olduğu kendisine bildirildi. Mahkeme, Abu Shehadeh’e adaylığını geri çekmesini önerirken, aksi durumda diskalifiye kararının mahkeme tarafından resmen onaylanacağı ortaya konuldu. Abu Shehadeh de söz konusu tablo karşısında Knesset adaylığını sürdürmek yerine geri çekilmek zorunda kaldı.

Yaşananların yalnızca Abu Shehadeh’in kişisel siyasi geleceği üzerinden değerlendirilmesi ise meselenin daha geniş boyutunu gözden kaçırıyor. Merkez Seçim Komitesi, 23 Eylül’de sadece Balad liderini hedef alan bir karar vermedi; Ra’am’ın yanı sıra Hadash, Balad ve Ta’al’dan oluşan Ortak Liste ile Hadash milletvekili Ofer Cassif’in de seçimlere katılmasını engelleyen kararlar aldı. Dolayısıyla hukuki ve siyasi tartışmanın merkezinde, İsrail’deki Filistinli vatandaşların Knesset’te hangi adaylar ve siyasi listeler üzerinden temsil edilebileceği sorusu bulunuyor. Adalah, bütün Arap siyasi listelerinin ve iki adayın diskalifiye edilmesine yönelik kararların ayrımcı olduğunu ve seçme-seçilme hakkının kullanılmasında iki farklı standart yaratabileceğini savunuyor.

ÖNCE SEÇİM KOMİTESİ YASAKLADI, ARDINDAN DOSYA YÜKSEK MAHKEME’YE GİTTİ

Sami Abu Shehadeh’e yönelik süreç 23 Eylül’de Merkez Seçim Komitesi’nde yapılan oylamayla kritik aşamaya ulaştı. Komite, Abu Shehadeh’in adaylığının engellenmesine 31’e karşı 4 oyla karar verdi. İsrail hukukuna göre bireysel bir aday hakkında verilen diskalifiye kararının yürürlüğe girmesi Yüksek Mahkeme’nin onayını gerektirdiği için komitenin kararı tek başına nihai değildi. Dolayısıyla Abu Shehadeh açısından Yüksek Mahkeme, komitenin siyasi nitelikli yapısı karşısında kararın hukuki denetiminin yapılacağı son merci konumundaydı.

Yüksek Mahkeme’de yaşananlar ise Abu Shehadeh’in seçimlere katılabilmesinin önünü açmadı. Mahkeme Başkanı Yitzhak Amit, dokuz yargıçtan oluşan heyetin çoğunluğunun Abu Shehadeh’in diskalifiye edilmesini desteklediğini açıkça bildirdi. Yargıçlar ardından Abu Shehadeh’e seçim yarışından çekilmesini önerdi. Mahkemenin verdiği mesaj açıktı: Adaylığını kendisi geri çekmezse, Merkez Seçim Komitesi’nin aldığı yasaklama kararı yargısal bir kararla onaylanacaktı.

ABU SHEHADEH ADAYLIĞINI SÜRDÜRMEK İSTİYORDU

Sürecin önemli ayrıntılarından biri de Abu Shehadeh’in Merkez Seçim Komitesi kararının hemen ardından gönüllü biçimde yarıştan ayrılmayı tercih etmemiş olmasıydı. Balad, Yüksek Mahkeme sürecini devam ettirme kararı almış, Abu Shehadeh de adaylığını geri çekmeyerek komitenin kararına hukuki zeminde karşı çıkmayı seçmişti. Yüksek Mahkeme’deki duruşmanın ardından ortaya çıkan tablo ise önceki pozisyonunu değiştirdi.

Mahkemenin dokuz yargıçlı heyeti Abu Shehadeh’e oy çokluğuyla diskalifiye edileceğini bildirirken, yargıçların tamamı adaylığını kendisinin geri çekmesini önerdi. Balad daha sonra öneriyi kabul etti. Böylece Abu Shehadeh hakkında gerekçeli bir diskalifiye kararı yayımlanmadı ancak adaylığı da fiilen sona erdi. Yaşanan sürecin “gönüllü çekilme” ifadesiyle tek başına anlatılması, adayın daha önce yarışta kalmak istemesi ve Yüksek Mahkeme’nin aksi durumda diskalifiye edileceğini bildirmesi nedeniyle olayların tamamını yansıtmıyor.

YÜKSEK MAHKEME GEÇMİŞTE KOMİTENİN YASAKLARINI BOZUYORDU

Abu Shehadeh dosyasını siyasi temsil açısından önemli hale getiren unsurlardan biri, Yüksek Mahkeme’nin geçmişte Merkez Seçim Komitesi tarafından Arap partileri ve adayları hakkında verilen çok sayıda diskalifiye kararını bozmuş olması. Merkez Seçim Komitesi, Knesset’te bulunan siyasi grupların temsilcilerinden oluşuyor ve mevcut yapıda iktidar koalisyonu çoğunluğa sahip. Yüksek Mahkeme ise geçmiş örneklerde komitenin Arap adayları ve listeleri hakkındaki çeşitli yasaklama kararlarını geri çevirmişti.

Abu Shehadeh dosyasında ortaya çıkan tablo farklılaştı. Komitenin yasaklama kararının ardından hukuki denetimi gerçekleştiren Yüksek Mahkeme’de de dokuz yargıçtan çoğunluğun aynı yönde hareket etmeye hazır olduğu açıklandı. Dolayısıyla iki kurumun hukuki rolleri farklı olsa da Abu Shehadeh açısından sonuç aynı yönde birleşti: Önce Merkez Seçim Komitesi adaylığını engelledi, ardından Yüksek Mahkeme çoğunluğunun söz konusu engellemeyi onaylayacağı kendisine bildirildi.

DOSYANIN MERKEZİNDE 7 EKİM SONRASI YAZDIĞI MAKALE VAR

Abu Shehadeh’in adaylığının engellenmesi talebinin merkezinde, 7 Ekim 2023 saldırılarının ertesi günü kaleme aldığı bir yazı bulunuyor. Diskalifiye talebini savunanlar, yazının İsrail’e karşı silahlı mücadeleyi desteklediğini ileri sürdü. Başsavcı Gali Baharav-Miara da söz konusu makaleyi gerekçe göstererek Abu Shehadeh’in diskalifiye edilmesini destekledi. Abu Shehadeh ise şiddeti ve terörü desteklediği suçlamasını reddetti; ifadelerinin bağlamından koparıldığını ve şiddet eylemlerine tamamen karşı olduğunu söyledi.

ABD'nin çekilmesiyle IBKY'de yeni dönem başlıyor
ABD'nin çekilmesiyle IBKY'de yeni dönem başlıyor
İçeriği Görüntüle

Abu Shehadeh’i temsil eden Adalah ise yasaklama için gerekli hukuki eşiğin karşılanmadığını savundu. Kuruluşa göre Yüksek Mahkeme’nin yerleşik içtihadında bir adayın seçimlerden men edilmesi ancak açık ve ikna edici kanıtlardan oluşan güçlü bir delil bütününün bulunduğu istisnai durumlarda mümkün olmalı. Adalah, Abu Shehadeh hakkındaki dosyanın esas olarak tek bir makaleye dayandığını ve söz konusu yazıda şiddet veya silahlı mücadele lehine açık bir çağrı bulunmadığını belirtti.

YALNIZCA BİR ADAY DEĞİL, ARAP SİYASİ LİSTELERİ DE HEDEFTE

Seçim Komitesi’nin 23 Eylül’de aldığı kararların kapsamı, tartışmayı Abu Shehadeh dosyasının çok ötesine taşıyor. Komite, Mansour Abbas liderliğindeki Ra’am’ın yanı sıra Hadash, Balad ve Ta’al’ın oluşturduğu Ortak Liste’yi seçimlerden men etme kararı aldı. Hadash milletvekili Ofer Cassif ve Abu Shehadeh hakkında da ayrı diskalifiye kararları verildi.

Adalah, kararların bütün Arap siyasi listelerini kapsamasına özellikle dikkat çekerek sürecin Filistinli vatandaşların siyasi temsilini doğrudan etkilediğini savunuyor. Kuruluşun Yüksek Mahkeme’ye sunduğu itirazda, yasakların onaylanmasının seçme ve seçilme hakkının kullanımında ayrımcı iki farklı hukuki standart yaratacağı ileri sürüldü. Yüksek Mahkeme’nin diğer adaylar ve listeler hakkında vereceği kararlar, 27 Ekim seçimlerinde Filistinli vatandaşların hangi siyasi seçenekler üzerinden temsil edilebileceğinin belirlenmesi açısından kritik önem taşıyor.

FİLİSTİNLİLERİN OY HAKKI VE SİYASİ TEMSİLİ TARTIŞILIYOR

Tartışmada önemli bir ayrım bulunuyor: İsrail’deki Filistinli vatandaşların bireysel olarak sandığa gidip oy kullanma hakkının kaldırıldığına ilişkin bir karar söz konusu değil. Tartışmanın odağında, Filistinli seçmenlerin kendilerini temsil eden Arap adaylara ve siyasi listelere oy verebilme seçeneklerinin diskalifiye kararları yoluyla daraltılması bulunuyor. Dolayısıyla ortaya çıkan risk, seçmenin sandığa erişiminin doğrudan yasaklanmasından ziyade, seçilme hakkı ile siyasi temsil seçeneklerinin sınırlandırılması üzerinden şekilleniyor. Merkez Seçim Komitesi’nin bütün büyük Arap listelerine yönelik kararlarının Yüksek Mahkeme tarafından onaylanması halinde temsil alanının daha da daralacağı belirtiliyor.

ZIAD ABU-RISH: FİLİSTİNLİLERİN SEÇİM HAKLARINDA YENİ BİR EŞİK

Bard College’da İnsan Hakları ve Orta Doğu Çalışmaları alanında doçent olan Ziad Abu-Rish, Yüksek Mahkeme’nin Abu Shehadeh dosyasında ortaya koyduğu pozisyonu Filistinlilerin seçim haklarının baskılanması açısından yeni bir eşik olarak değerlendiriyor. Değerlendirmenin merkezinde yalnızca Balad liderinin kişisel adaylığı değil, İsrail’deki Filistinli vatandaşların siyasal sisteme katılabilecekleri adayların ve partilerin hangi ölçüde seçimlerin dışında bırakılabileceği sorusu bulunuyor.

Abu Shehadeh örneğinde ortaya çıkan mekanizma, tartışmayı daha da kritik hale getiriyor. Merkez Seçim Komitesi’nin aldığı yasaklama kararına karşı başvurulan Yüksek Mahkeme, geçmişte benzer kararları bozan bir denetim mercii olmasına rağmen bu kez mahkeme çoğunluğunun yasağı onaylamaya hazır olduğunu açıkladı. Abu Shehadeh’e sunulan seçenek böylece adaylığını kendisinin geri çekmesi ya da mahkeme kararıyla yarışın dışında bırakılması oldu. Sonuçta Balad lideri seçimlere katılma iradesini sürdürmesine rağmen adaylığını geri çekmek zorunda kaldı.

GÖZLER DİĞER FİLİSTİNLİ SİYASİ LİSTELER HAKKINDAKİ KARARLARDA

Abu Shehadeh’in adaylığının sona ermesiyle tartışma kapanmış değil. Yüksek Mahkeme’nin Ra’am ve Ortak Liste hakkındaki diskalifiye kararlarına yaklaşımı, meselenin tek bir siyasetçiye yönelik hukuki süreç mi yoksa Filistinli siyasi temsilinin daha geniş ölçekte sınırlandırılması mı olduğu tartışmasının geleceğini belirleyecek. Merkez Seçim Komitesi’nin bütün Arap siyasi listelerini hedef alan kararları nedeniyle mahkemeden çıkacak hükümler, 27 Ekim seçimleri öncesinde kritik önem taşıyor.

Abu Shehadeh dosyasında ise tablo şimdiden netleşmiş durumda: Merkez Seçim Komitesi önce adaylığını engelledi, Yüksek Mahkeme çoğunluğu yasağı onaylayacağını bildirdi ve mahkeme kendisine çekilmesini önerdi. Balad liderinin yarışta kalması halinde resmi olarak diskalifiye edileceğinin ortaya konulmasının ardından adaylığını geri çekmesi, İsrail’deki Filistinlilerin seçilme ve siyasi temsil haklarının sınırları konusundaki tartışmayı yeni bir aşamaya taşıdı.