İspanya'nın güneyindeki Endülüs bölgesi, yaklaşık sekiz asır boyunca İslam medeniyetinin önemli merkezlerinden biri oldu. Müslüman hanedanların İber Yarımadası'nın çeşitli bölgelerinde hüküm sürdüğü dönemden kalan saraylar, kaleler, camiler, sulama kanalları ve mimari eserler, günümüzde de bölgenin tarihi dokusunun bir parçasını oluşturuyor. Granada'nın 1492'de Katolik hükümdarlara teslim edilmesiyle sona eren Müslüman siyasi egemenliğinin izleri, aradan geçen beş asrı aşkın süreye rağmen bölgenin şehirlerinde, köylerinde ve günlük yaşamında görülmeye devam ediyor.
Al Jazzera'da yer alan habere göre, Endülüs'ün tarihi mirası, son yıllarda bölgeye yerleşen farklı ülkelerden Müslümanların yaşamlarında da yer tutuyor. Al Jazeera'den Indlieb Farazi Saber'in 24 Ekim 2026'da yayımlanan haberinde, İngiltere, ABD ve Avrupa'nın farklı ülkelerinden İspanya'nın güneyine taşınan Müslümanların hikâyeleri ele alındı. Haberde, tarihi Endülüs medeniyetiyle bağ kurmak isteyen ailelerin yanı sıra bölgede Müslüman toplumuna yönelik kültürel, dini ve eğitim faaliyetleri yürüten kişilerin deneyimlerine yer verildi.
ENDÜLÜS'ÜN TARİHİ MİRASI MÜSLÜMANLARI İSPANYA'YA ÇEKİYOR
Orta Çağ'da Müslümanların yönetiminde bulunan İber Yarımadası toprakları, Endülüs veya tarihsel adıyla El-Endelüs olarak biliniyordu. Günümüzde İspanya ve Portekiz'in bulunduğu coğrafyanın bir bölümünü kapsayan Müslüman yönetiminin merkezleri arasında Kurtuba, İşbiliye ve Gırnata olarak bilinen Cordoba, Sevilla ve Granada şehirleri yer alıyordu. Bölgedeki at nalı biçimindeki kemerler, geometrik çini süslemeleri, oyma alçı işçiliği ve Arapça hat yazıları, dönemin mimari özelliklerini günümüze taşıyor.
İslam medeniyetinin etkileri yalnızca mimari eserlerle sınırlı kalmadı. Arapça kökenli yer adları, tarımsal sulama sistemleri, bilimsel çalışmalar ve mutfak gelenekleri de Endülüs'ün kültürel yapısında yer edindi. Bölgede kullanılan ve Arapçadaki es-sâkiye kelimesinden türeyen acequia adı verilen sulama kanalları, söz konusu mirasın örnekleri arasında bulunuyor.
İngiliz Müslüman seyahat yazarı ve tarihçi Tharik Hussain, Endülüs'ün kaybedilmesinin Müslümanların tarihsel hafızasında önemli bir yer tuttuğunu belirtiyor. Muslim Europe kitabının yazarı Hussain, kaybedilen Endülüs'ün Müslümanların zihninde kayıp bir medeniyeti temsil ettiğini, 17. yüzyıl tarihçisi Makkarî'den 20. yüzyıl şairi Muhammed İkbal'e kadar pek çok ismin eserlerinde söz konusu özlemin görüldüğünü aktarıyor.
Hussain'e göre Endülüs'ten kalan eserler, Avrupa'da yaşayan Müslümanlara İslam'ın kıta tarihinde yeni ortaya çıkmış bir unsur olmadığını gösteriyor. Tarihçi, Avrupa'nın Müslüman geçmişinin yalnızca Endülüs'le sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini, kıtanın başka bölgelerinde de yüzyıllardır Müslüman toplulukların yaşadığını hatırlatıyor.
İNGİLTERE'DEN ENDÜLÜS'E TAŞINDILAR: 14 HEKTARLIK ARAZİDE YENİ BİR YAŞAM
Endülüs'ün Malaga kentine bağlı Alora kasabasının dağlık kesiminde yaşayan Henrietta Szovati, bölgeye yerleşen Müslümanlardan biri. İngiliz-Macar kökenli Szovati, terapist ve imam olan eşi Ajmal Masroor ile birlikte tarihi ve doğal çevreyi merkeze alan bir yaşam alanı oluşturmak için çalışıyor.
Çift, yedi yıl süren arayışın ardından 2024 yılında Alora'nın dağlarında bulunan eski bir çiftlik evini satın aldı. House of Andalus (Endülüs Evi) adı verilen proje kapsamında, 14 hektarlık arazide bulunan yapı kültürel ve manevi faaliyetlerin düzenlendiği bir merkeze dönüştürülüyor. Arazide yaklaşık 400 zeytin ağacı bulunurken Szovati, ağaç sayısını bine çıkarmayı hedefliyor.
Projeye başlamak için birikimlerinin önemli bölümünü kullanan çift, finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla ailelerinden ve arkadaşlarından da borç aldı. Eski çiftlik evinin taş duvarları korunurken iç mekânlar Endülüs'ün tarihi mirasını yansıtan eşyalar, kitaplar ve yerel pazarlardan alınan ürünlerle düzenlendi.
Merkezde Kur'an-ı Kerim nüshalarının yanı sıra İslam tarihi, İspanya tarihi, edebiyat ve seyahat kitaplarından oluşan bir kütüphane hazırlanıyor. Charles Dickens, Thomas Hardy, V. S. Naipaul, William Dalrymple ve Mark Twain'in eserleri de koleksiyonda yer alıyor. Szovati'nin özellikle sakladığı eserler arasında, eski bir misafirin İskoçya'nın Inverness kentindeki nadir kitaplar dükkânından bulup hediye ettiği Washington Irving'in Elhamra üzerine yazılarının ilk baskısı bulunuyor.
"İNGİLTERE'DE 20 YILDAN FAZLA YAŞADIM AMA HÂLÂ YABANCI HİSSEDİYORUM"
Henrietta Szovati, 2001 yılından itibaren İngiltere'de yaşadığını ve 2002 yılında Ajmal Masroor ile evlendiğini anlatıyor. Yirmi yılı aşkın süre geçirmesine rağmen İngiltere'de kendisini toplumun tam anlamıyla bir parçası olarak hissetmediğini söyleyen Szovati, Endülüs'teki günlük ilişkilerin farklı olduğunu ifade ediyor.
Szovati, İngiltere'de Müslüman kimliğinin sıklıkla siyasi tartışmalarla ilişkilendirildiğini, İspanya'da ise komşularının kendisini öncelikle yaşadıkları çevrenin bir sakini olarak tanıdığını belirtiyor. Macaristan'a yerleşmeyi de düşünmediğini aktaran Szovati, ülke yönetimine yönelik ırkçılık ve aşırı sağ eleştirilerini dile getiriyor.
Alora'daki komşularıyla kurduğu ilişkiler, Szovati'nin bölgedeki yaşamının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Juan Garcia adlı komşusundan limon, avokado ve bal satın alan Szovati, zeytin ağaçlarının bakımı sırasında da Garcia'dan yardım alıyor.
Juan Garcia'nın 79 yaşındaki annesi Maria ile yaşadığı bir karşılaşma da haberde yer alıyor. Katolik olan Maria, Szovati'nin başörtüsünün nedenini sorarken Szovati saçlarını örtmenin dini inancının bir parçası olduğunu anlatıyor. Konuşmada Hz. Meryem'in de başını örttüğü hatırlatılıyor. Maria ise dini görünümden önce iyi bir insan olmanın önem taşıdığını ifade ediyor.
Szovati, Avrupa'da Müslüman olmanın çeşitli güçlükler barındırdığını kabul etmekle birlikte, komşuluk ilişkilerini sürdürmeye önem verdiğini söylüyor. İspanya'da aşırı sağcı Vox partisinin göç karşıtlığı ve ülkenin sözde İslamlaşmasına yönelik söylemlerinin de siyasi tartışmalar arasında bulunduğu belirtiliyor.
ENDÜLÜS EVİ'NDE KUR'AN BAHÇESİ VE EĞİTİM PROGRAMLARI HAZIRLANIYOR
House of Andalus projesi kapsamında sanat etkinlikleri ve çiftlere yönelik inziva programları düzenlenmeye başlandı. Çiftlere yönelik çalışmalar, Ajmal Masroor'un terapist olarak yürüttüğü faaliyetlerle bağlantılı olarak hazırlanıyor. Merkezde konaklayan ziyaretçilere sunulan yemekler ise aşçı Shama Rahman tarafından, bölgeden temin edilen ürünlerle hazırlanıyor.
Merkezin gelecek planları arasında Kur'an-ı Kerim'de adı geçen bitkilerin yetiştirileceği bir bahçe de bulunuyor. Arazide daha önce yetişen zeytin ağaçlarına ek olarak nar, incir ve mango ağaçları dikildi. Zencefil, salatalık ve üzüm yetiştirilmesi de planlanıyor. Ayrıca Endülüs'ün İslam tarihini ele alan eğitim programları üzerinde çalışılıyor.
Szovati, merkezdeki faaliyetlerin yalnızca Müslümanlara yönelik olmadığını, farklı dini geçmişlerden gelen ziyaretçilere de açık tutulduğunu ifade ediyor. Çift, kültürel merakı ve manevi yönelimleri ortak olan kişiler için hanif ifadesini kullanıyor. Projede, Endülüs'ün tarihsel geçmişiyle ilişkilendirdikleri farklı inançlardan insanların bir arada yaşayabilmesi anlayışına da yer veriliyor.
PROJENİN FİKRİ BEŞ YAŞINDAKİ OĞLUNUN SORUSUYLA ORTAYA ÇIKTI
Henrietta Szovati'nin Endülüs Evi'ni kurma düşüncesi, ailesiyle yaptığı bir yolculuk sırasında şekillendi. Aile, Ronda yakınlarındaki bir köyde düzenlenen kestane festivaline giderken o sırada beş yaşında olan oğlu, yol boyunca gördüğü kalelerde, süslemelerde ve yer adlarında İslam tarihiyle ilgili izler bulunduğunu fark etti.
Oğlunun, gittikleri yerlerde neden sürekli İslam'la bağlantılı unsurlarla karşılaştıklarını sorması üzerine Szovati, Endülüs'ün tarihini daha yakından incelemeye başladığını anlatıyor. Avrupa'da yetişen kişilerin İslam'ın Avrupa tarihi içindeki yerini doğrudan görebilecekleri bir mekân oluşturma fikri de söz konusu dönemde ortaya çıktı.
Szovati, bölgenin mimarisini, yemeklerini, tarımsal geleneklerini ve doğal çevresini bir araya getirerek ziyaretçilerin Endülüs geçmişiyle temas kurmasını amaçlıyor. Tarihi bilginin yalnızca kitaplardan aktarılması yerine günlük yaşamın içinde deneyimlenmesi, projenin temel faaliyetleri arasında yer alıyor.
ALORA'DAKİ GELENEKSEL ÇORBANIN ENDÜLÜS MUTFAĞIYLA BAĞLANTISI
Alora kasabasında her yıl ekim ayının ilk cumartesi günü Dia de las Sopas Perotas adı verilen geleneksel yemek festivali düzenleniyor. Binlerce kişinin katıldığı etkinlikte, bölgenin tarım işçileri tarafından kuşaklar boyunca tüketilen sopa perota adlı yemek hazırlanıyor.
Zeytinyağı, sarımsak, domates, biber, ekmek ve taze nanenin kullanıldığı yemek, sebze suyuyla yumuşatılmış ekmek parçalarından oluşuyor. Festival sırasında büyük kazanlarda hazırlanan yemek, kasabanın Plaza Baja de la Despedia Meydanı'nda ziyaretçilere ikram ediliyor.
Alora'da yaşayan Maria Garcia, yemeğin tarifini 11 veya 12 yaşındayken annesinden öğrendiğini, annesinin de aynı tarifi büyükannesinden devraldığını anlatıyor. Garcia, aileden gelen tarifi kendi kızına da öğrettiğini belirtiyor.
Geleneksel yöntemde en az üç günlük ekşi mayalı köy ekmeği kullanılıyor. Ekmek parçaları elle koparılmak yerine döndürülerek ayrılıyor ve geniş bir kaba yerleştiriliyor. Ayrı bir kapta pişirilen sebzelerin suyu ekmeğin üzerine dökülüyor. Karışım, servis aşamasına kadar karıştırılmadan bekletiliyor.
Garcia, eskiden buğday hasadının oraklarla yapıldığını, tarlalarda çalışan kişilerin yemeklerini birlikte hazırladıklarını hatırlatıyor. Çalışanlara yaklaşık iki el büyüklüğünde, bir ekmeğin dörtte birine karşılık gelen porsiyonlar verildiğini anlatıyor.
13. YÜZYILDAN KALAN YEMEK TARİFİYLE BENZERLİK GÖSTERİYOR
Sopa perota yemeğinin kökeni konusunda farklı görüşler bulunuyor. Maria Garcia, yemeğin İslam yönetimi dönemine uzandığına ilişkin daha önce herhangi bir bilgi duymadığını söylüyor. Alora Belediyesi ise ufalanmış ekmekle yapılan yemeklerin Müslümanların bölgeyi yönettiği yüzyıllarda da yaygın olduğuna işaret ediyor.
Orta Çağ Arapça yemek kitapları üzerine çalışan gastronomi tarihçisi ve çevirmen Nawal Nasrallah, 13. yüzyıla ait Endülüs mutfağı eseri Fidalat al-Khiwan içerisinde bulunan jinaniyya tarifine dikkat çekiyor. Mevsimlik sebzeler, zeytinyağı, sarımsak ve otlarla hazırlanan yemek, et veya sebze suyuyla yumuşatılmış ekmek kullanılarak servis ediliyordu.
Nasrallah'a göre günümüzde hazırlanan sopa perota, söz konusu Endülüs yemeğinin devamı niteliğinde. Orta Çağ tarifinde kabak ve patlıcan kullanılırken günümüzdeki tarifte domates, patates ve biber gibi Amerika kıtasına yapılan yolculuklardan sonra Avrupa'ya ulaşan ürünlerin bulunması, iki tarif arasındaki farklılıkları oluşturuyor.
Gastronomi tarihçisi, yeni malzemelerin kullanıma girmesinin yemeğin kökeninin sıklıkla 19. yüzyıl çiftçilerine dayandırılmasında etkili olabileceğini belirtiyor.
GRANADA'DA 2003 YILINDA AÇILAN ULU CAMİ MÜSLÜMAN TOPLULUĞUN MERKEZLERİNDEN BİRİ
Alora'nın yaklaşık 100 kilometre doğusunda bulunan Granada, Endülüs İslam medeniyetinin önemli eserlerinden Elhamra Sarayı'na ev sahipliği yapıyor. Nasrî hanedanının bıraktığı mimari miras, sarayın avlularında, sütunlarında, su kanallarında ve duvar süslemelerinde görülüyor. Yapının farklı bölümlerinde Arapça hat sanatıyla işlenen "Allah'tan başka galip yoktur" ifadesi bulunuyor.
Elhamra'nın karşısındaki Albaicin Mahallesi'nde yer alan Granada Ulu Camii ise günümüzde bölgedeki Müslüman topluluğun ibadet merkezleri arasında bulunuyor. Mezquita Mayor de Granada adıyla bilinen cami 2003 yılında ibadete açıldı.
Caminin açılması, yaklaşık yirmi yıl süren bağış toplama çalışmaları, hukuki anlaşmazlıklar ve yerel yönetimlerle yürütülen süreçlerin ardından gerçekleşti. Caminin avlusundan Elhamra Sarayı görülebiliyor. Akşam namazı vaktinde ezan, hoparlör veya kayıt kullanılmadan müezzin tarafından okunuyor.
GRANADA'DAKİ CAMİNİN İNŞASI İÇİN YAKLAŞIK 20 YIL MÜCADELE ETTİLER
Granada Ulu Camii'nin kuruluş sürecinde yer alan isimlerden biri, ABD'nin Kaliforniya eyaletinde büyüyen Munira Mendonca. Katolik bir ailede yetişen Mendonca, 1970'li yılların sonlarında Avrupa'yı dolaşırken İspanya'ya ulaştı. Seyahatinde hem ulaşım hem de konaklama amacıyla kullandığı Morris Minor marka otomobiliyle yolculuk yaptı.
İspanya'ya gelmeden önce inşaat şirketlerine aydınlatma ürünleri satan Mendonca, seyahati sırasında önceki yaşamına dönüp dönmemeyi düşünmeye başladığını anlatıyor. Granada'nın güneyindeki Alpujarras Dağları'na ulaştığında, daha sade ve topluluk merkezli bir yaşam kurmak isteyen İspanyollar ve diğer Avrupalılarla tanıştı.
Mendonca, daha sonra evleneceği İspanyol erkekle birlikte İslam'ı araştırmaya başlayan grubun içinde yer aldı. İnanç değişiklikleri köy sakinlerinin de dikkatini çekti. Mendonca, daha önce sık sık gittikleri barlara artık gitmemelerinin çevrelerinde şaşkınlık oluşturduğunu hatırlatıyor.
Grup, ilerleyen yıllarda daha kalıcı bir Müslüman topluluk oluşturmak amacıyla Granada'ya taşındı. Fas'tan üniversite eğitimi için kente gelen ve sonrasında yerleşen aileler de topluluğa katıldı. Ancak Müslümanların sürekli kullanabilecekleri bir ibadet mekânı bulunmuyordu.
İlk namaz buluşmaları kiralanan veya ödünç alınan mekânlarda, Albaicin Mahallesi'ndeki bahçeli geleneksel Granada evlerinde gerçekleştirildi. Daha sonra Elhamra Sarayı'na bakan bir noktada cami inşa edilmesi için çalışmalar başlatıldı.
Mendonca, komşuların itirazları, planlama anlaşmazlıkları, hukuki süreçler, yerel yönetimlerin değişmesi ve finansman sorunları nedeniyle inşaatın uzun yıllar sürdüğünü anlatıyor. Bağışlar ve topluluğun girişimleri sonucunda caminin 2003 yılında açılmasıyla yıllardır üzerinde çalıştıkları proje tamamlandı.
1492'DEN SONRA MÜSLÜMANLARA VERİLEN DİNİ ÖZGÜRLÜK GÜVENCELERİ KALDIRILDI
Granada'nın 1492 yılında Katolik hükümdarların yönetimine geçmesi, İber Yarımadası'nda Müslüman siyasi egemenliğinin sona ermesini beraberinde getirdi. Şehrin teslim edilmesi sırasında Müslümanlara dini özgürlüklerini koruyacaklarına ilişkin güvenceler verilmesine rağmen sonraki yıllarda söz konusu taahhütler ihlal edildi.
Müslümanlar Hristiyanlığa geçmeye zorlanırken dini ve kültürel uygulamalarına giderek daha fazla kısıtlama getirildi. Hristiyanlığa geçirilmiş Müslümanlar ve onların soyundan gelenler, İspanyol tarihinde Moriskolar olarak anıldı.
16. yüzyılın sonlarına doğru Alpujarras bölgesi, İspanyol Kraliyeti'ne karşı Morisko direnişinin merkezlerinden biri haline geldi. Ayaklanmanın bastırılması sırasında katliamlar yaşandı, köyler tahrip edildi ve on binlerce kişi yaşadığı topraklardan uzaklaştırıldı.
Müslüman geçmişe yönelik baskılar, 1609 ile 1614 yılları arasında Moriskoların İspanya'dan geniş çaplı sürgünüyle devam etti. Yüzyıllar sonra aynı dağlık bölge, İslam'ı benimseyen Avrupalıların ve farklı ülkelerden gelen Müslüman ailelerin yerleştiği yerlerden biri oldu.
GRANADA'DA YAŞAYAN MÜSLÜMAN SANATÇI 2019'DA RESMİ USTALIK UNVANI ALDI
Günümüzde yetmişli yaşlarında olan Munira Mendonca, yaklaşık yarım asırdır İspanya'da yaşıyor. Granada'daki evinde Endülüs'e özgü geleneksel deri işleme sanatıyla uğraşan Mendonca, cordoban olarak bilinen kabartmalı ve boyalı deri süsleme tekniğini sürdürüyor.
Sanatı Granada'daki usta zanaatkâr Diego Campos Mariscal'dan öğrenen Mendonca, zaman içinde aynı alanda uzmanlaştı. Endülüs bölgesel yönetimi, çalışmalarını 2019 yılında resmi olarak tanıyarak kendisine usta zanaatkâr statüsü verdi.
Mendonca'nın hazırladığı eserlerde geometrik süslemeler, Arapça hat sanatı ve Elhamra'nın mimari desenlerinden izler bulunuyor. Granada'daki evinin duvarlarını süsleyen deri panolar, uzun yıllardır üzerinde çalıştığı sanatın örneklerini oluşturuyor.
6 BİN NÜFUSLU ORGİVA FARKLI ÜLKELERDEN MÜSLÜMANLARA EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR
Granada'nın güneyindeki Sierra Nevada Dağları'nın eteklerinde bulunan Alpujarras bölgesinde, yaklaşık 6 bin nüfuslu Orgiva kasabası farklı ülkelerden gelen insanların yaşadığı bir yerleşim merkezi olarak öne çıkıyor. Kasabada İspanyolların yanı sıra İngilizler, Faslılar, Cezayirliler, Batı Afrikalılar ve Avrupa'nın diğer ülkelerinden gelen kişiler yaşıyor.
Bölgeye taşınanlar arasında sanatçılar, emekliler, aileler ve daha düşük yaşam maliyetleriyle hayat kurmak isteyen kişiler bulunuyor. Haberde aktarılan kira fiyatlarına göre Orgiva'da odalar aylık yaklaşık 300 avroya (340 dolar), küçük daireler ise yaklaşık 500 avrodan (560 dolar) başlayan fiyatlarla kiralanabiliyor.
Kasabanın günlük yaşamında farklı kültürel ve dini gelenekler bir arada bulunuyor. Öğle saatlerinde sıcaklık nedeniyle sokaklar sakinleşirken, mahalle aralarında Kur'an-ı Kerim okuyan sakinlere rastlanabiliyor.
GRANADA'DA DOĞAN MÜSLÜMAN YAZAR 2005'TE ENDÜLÜS'E GERİ DÖNDÜ
Orgiva'da yaşayan yazar, şarkıcı ve öğretmen Medina Tenour Whiteman, bölgedeki Müslüman ailelerin ikinci kuşağını temsil eden isimlerden biri. Whiteman, 1982 yılında Granada'da doğdu. Anne ve babası Ian ve Tahira Whiteman, 1970'li yılların sonlarında Endülüs'e gelen İngiliz ve Amerikalı Müslüman topluluklar arasında bulunuyordu.
Ailenin İspanya'da kalıcı bir yaşam kurma planları ekonomik güçlükler nedeniyle değişti. Kendilerine vaat edilen iş imkânlarının gerçekleşmemesi üzerine aile İngiltere'ye döndü. Medina ve kardeşleri, Cambridge yakınlarındaki kırsal bir bölgede büyüdü.
Üniversite eğitimini tamamlayan Medina, anne ve babasının yeniden İspanya'ya taşınmasının ardından Aralık 2005'te Endülüs'e döndü. Whiteman, kış aylarında bile gündüzleri açık havada oturabildiklerini, akşamları ise havanın soğumasıyla soba yaktıklarını anlatıyor.
Bölgedeki yaşamına ilişkin anıları arasında sabahları ağaçtan portakal toplayarak taze meyve suyu hazırlamak da bulunuyor. Granada ve çevresinin iklimi, tarımsal üretimi ve doğal ortamı, Whiteman'ın ailesiyle birlikte yeniden yerleşme kararında yer tutuyor.
ENDÜLÜS'ÜN İSLAMİ EKOLOJİSİ ÜZERİNE KİTAP YAZIYOR
Medina Tenour Whiteman, günümüzde Endülüs'ün İslam tarihi ile doğa arasındaki ilişkisini konu alan bir kitap üzerinde çalışıyor. Kitapta, bölgede yaşamış Müslüman toplulukların dini inançları, doğal çevreyle ilişkileri ve tarımsal yaşamları ele alınıyor.
Whiteman'a göre Granada'daki Elhamra Sarayı ve Cordoba'daki cami-katedral gibi yapılar, bölgeye gelen Müslümanlar için tarihsel bir bağ oluşturuyor. Ancak Endülüs'te yaşama deneyiminin yalnızca tarihi yapılardan ibaret olmadığını, günlük yaşamın ve insanlar arasındaki ilişkilerin de önemli olduğunu ifade ediyor.
Granada'da özellikle çocuklu ailelerin yaz ve kış mevsimlerindeki hava koşulları nedeniyle zorluk yaşayabildiğini anlatan Whiteman, Orgiva'nın daha sakin bir yaşam sunduğunu söylüyor. Kasabanın farklı ülkelerden insanların yaşadığı bir yer olmasına rağmen zaman zaman dar bir sosyal çevrenin özelliklerini de taşıdığını belirtiyor.
Whiteman, Müslümanların yalnızca kendi toplulukları içerisinde yaşamamaları gerektiğini savunuyor. İspanyolca öğrenmenin ve yerel toplumla ilişki kurmanın önemini vurgulayan yazar, insanların dini kimliklerinden bağımsız biçimde birbirleriyle ilgilenmesini önemsediğini anlatıyor.
"BEYAZ OLMAM NEDENİYLE FARKLI MUAMELE GÖREBİLİYORUM"
Medina Tenour Whiteman, Müslüman kimliğinin toplumda nasıl algılandığının kişinin etnik kökenine ve dış görünüşüne göre değişebildiğini belirtiyor. Kendisinin beyaz olması nedeniyle sokakta farklı bir muamele görebildiğini, İranlı eşinin ise her zaman aynı yaklaşımı görmediğini anlatıyor.
Yazar, Müslüman kimliğinin ırksal algılarla ilişkisini The Invisible Muslim: Journeys Through Whiteness and Islam adlı kitabında da ele aldı. Eserinde, beyazlık kavramının Müslüman kimliğinin görünürlüğünü ve insanların Müslümanlara yönelik yaklaşımlarını nasıl etkilediğini inceliyor.
Whiteman, 1970'li yıllarda Endülüs'e gelen ailelerin oluşturduğu toplulukların zamanla büyüdüğünü, çocukların yetiştiğini ve farklı ülkelerden yeni insanların bölgeye taşındığını aktarıyor. Kendi ailesinin günlük yaşamının da çocukların okul ödevleri, ev işleri ve komşuluk ilişkileri çevresinde sürdüğünü anlatıyor.
ENDÜLÜS EVİ'NDE ZEYTİN HASADI İÇİN 15 GÖNÜLLÜ BEKLENİYOR
Alora dağlarındaki House of Andalus projesinde tarımsal çalışmalar da sürdürülüyor. Henrietta Szovati, zeytin ağaçlarının bakımı, yeni fidanların dikilmesi ve yaklaşan hasat dönemi için hazırlık yapıyor.
Kasım ayının ilk haftasında 15 gönüllünün merkeze gelmesi planlanıyor. Gönüllülerin büyük bölümünün İngiltere'den, diğerlerinin ise Almanya ve Malezya'dan seyahat etmesi bekleniyor.
Merkezin enerji ve su ihtiyacı da devam eden çalışmalar arasında bulunuyor. Sipariş edilen güneş panellerinin Dubai ile Akdeniz arasındaki sevkiyat sürecinde geciktiği belirtiliyor. Dağlık arazide suyun taşınması ve depolanması ise projenin karşılaştığı sorunlardan birini oluşturuyor.
Szovati, su kullanımını dini inancıyla ilişkilendirerek ibadet amacıyla yapılan abdestte dahi israftan kaçınılması gerektiğini ifade ediyor. Kurak geçen yaz mevsiminin ardından Arroyo Jevar'ın kuruyan yatağına yeniden su gelmesi için kış yağışları bekleniyor.
MÜSLÜMAN KADINLARA YÖNELİK LİDERLİK PROGRAMI DA HAZIRLANIYOR
Henrietta Szovati, merkezin faaliyetleri arasında profesyonel Müslüman kadınlara yönelik bir liderlik ve inziva programı da düzenlemeyi planlıyor. Programda katılımcıların mesleki unvanları, eğitimleri, başarıları ve günlük yaşamda kullandıkları kimlik tanımlarından bağımsız olarak kendilerini nasıl ifade ettikleri üzerinde durulacak.
Szovati, 2016 yılında yayımlanan HeartSmart: One Woman's Journey from Her Head to Her Heart adlı kitabında da insanların alıştıkları yaşam biçimlerini sorgulamalarını ve kişisel önceliklerini yeniden değerlendirmelerini ele almıştı.
House of Andalus projesinin uzun vadeli bir çalışma olduğunu belirten Szovati, mevcut finansman ve iş gücü koşulları nedeniyle merkezin bütün hedeflerini kendi yaşam süresi içerisinde tamamlayamayabileceğini söylüyor. Endülüs'ün tarihi mirasını, doğal çevresini ve kültürel özelliklerini bir araya getirmeyi amaçlayan çalışmalarını sürdürürken projeyi gelecek kuşaklara bırakmak istediğini ifade ediyor.




