Türk Hava Kuvvetleri, 15-16 Mart gecesi K.Irak'taki PKK mevzilerini bombaladı. Ertesi gün Türk kara birlikleri sınırı aşarak PKK militanlarıyla çatıştı. Bu operasyonun PKK'nın Irak'ta kurduğu altyapıya önemli bir darbe indirdiği anlaşılıyor; örgütün Irak topraklarında üslenmesine ya da bitirilmesine ne ölçüde yarayacağı zamanla belli olacak.

Operasyonun siyasi sonuçlarının, askeri sonuçlarından çok daha büyük önem taşıdığı muhakkak. Kürt Bölge Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, operasyonun "Irak'ın egemenliğini ihlal" ettiğini, "karşılıklı saygıya dayalı barışçı çözüm çabalarını baltaladığını" ileri sürdü; buna izin verdikleri için de Amerikalıları suçladı. Irak Parlamentosu da operasyonu kınayan bir bildiri yayımladı. Bu anlaşılabilir ve dikkate değer itirazlar hariç tutulursa, TSK'nın sınır ötesi operasyonu dünyada genellikle anlayışla karşılandı.

Bunun bir nedeni, PKK'nın gerçek anlamda bir terör örgütü olma niteliğinin zamanla daha iyi anlaşılmış olması öteki nedeni de 2001-2004 arasında yapılan demokratik reformlardan sonra Türkiye'de Kürtlerin haklarını barışçı yollardan aramalarının önündeki engellerin büyük ölçüde kalktığının görülmüş olması. Bu bağlamda Ankara'nın, PKK'ya karşı mücadelesinin haklılığını ve meşruiyetini anlatmak için harcadığı siyasi ve diplomatik çabaların, hedefin yalnızca PKK olduğunu inandırıcı bir şekilde anlatmasının payı da kuşkusuz azımsanamaz. PKK'ya karşı mücadelede Ankara'nın bir yanda ABD ve İsrail, öte yanda İran ve Suriye'yi yanına almayı başarması ancak bununla açıklanabilir.

Operasyonun kuşku yok ki en önemli siyasi sonucu, Türk-ABD ilişkileriyle ilgili. 5 Kasım'daki Erdoğan-Bush görüşmesine gelinceye kadar ABD'nin Irak'taki PKK faaliyetine gereken dikkati göstermediği muhakkak. Bunda Washington'un, Irak'ın geri kalanında istikrarı sağlamaya odaklanmasının, belki kısmen de Amerikalı askerler arasında "1 Mart garezi"nin payı olabilir. Gerek Türkiye'nin büyük bir kara harekatına girişmesi tehlikesinin, gerekse Irak'taki birliklerine lojistik desteğin Türkiye üzerinden sağlanıyor olmasının Washington'u, nihayet PKK'ya karşı Ankara ile etkili bir işbirliğine yönelttiği görülüyor. Washington Post, ABD'nin Ankara'da kurduğu "istihbarat merkezi" aracılığıyla TSK'ya sınır ötesi operasyon için gerekli bilgileri nasıl sağladığını ayrıntılarıyla açıkladı (18 Aralık). Bu işbirliğinin sürekli olacağını, ABD'nin PKK'ya destek verdiği iddialarının ileri sürülebildiği ortamın geride kalacağını umarız. Umarız böylelikle ABD'nin Irak'ı işgalinin (Türk kamuoyunun vicdanında açtığı yaralar hiçbir zaman tam olarak kapanmayacaksa da) Türk-Amerikan ittifakına verdiği zararlar tamir olur.

TSK'nın PKK'ya yönelik gerek yurtiçindeki, gerekse Irak'taki operasyonlarının Türkiye açısından sonuçlarına gelince: Türkiye'nin silahlı isyanı bastırmak için askeri önlemler alması elbette ve tümüyle meşrudur. Ne var ki, yalnızca askeri önlemler PKK'yı bitiremez. Bu konuda kamuoyunda temelsiz beklentiler asla yaratılmamalıdır. Eğer PKK bitecek ise Kürt sorunu çözülmelidir. Zira PKK, onun bir ürünüdür. Kürt sorunu çözülmedikçe, PKK'nın kaynağı kurutulamaz.

PKK, Kürt sorununun yalnızca güvenlikle ilgili bölümü. Elini kana bulamamış militanların af yoluyla normal yaşama dönmeleri sağlanmalı. Ama sorunun esas yönü, Kürt kimliğiyle ilgili. Türkiye Kürtleri kültürlerini özgürce yaşamak, taleplerini demokratik yoldan ifade etmek imkanına tam olarak kavuşmadıkça, sorun çözülemez. Sorunun ekonomik yönü, Güneydoğu'nun sosyal ve ekonomik kalkınmasına özel destek verilmesini gerektiriyor. Sorunun bir de uluslararası boyutu var. O da Türkiye'nin bütün bölge Kürtleri için model, özenilen bir demokratik ülke olmasıyla, hepsinin saygı ve dostluğunu kazanmasıyla gündemden çıkabilir. ABD, Türkiye ile Irak Kürtleri arasında karşılıklı saygı ve dostluğun tesisine yardımcı olabilir, olmak zorunda.

Bütün okurlarımın Kurban Bayramı'nı kutluyorum.

 
Kaynak: Zaman