Osmanlı'nın siyasi bedeni, 1. Dünya Savaşı öncesinde imparatorluk topraklarında milliyetçiliğin yayılması sonrası iki gruba ayrıldı. İmparatorluk halklarının Türkleştirilmesi çağrısı yapan ilk grubu İttihat ve Terakki ifade ediyordu. İkinci grupsa imparatorluğun çeşitli veya çifte milletli bir devlete dönüştürülmesi çağrısı yapıyordu. Bu eğilimin yandaşları da Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nda toplanmıştı. İttihatçılar (Turancılar) etnik temizlik projeleri üzerinde duran Jakoben Fransızların milliyetçilik düşüncesinden etkilendi. İtilafçılarsa çifte uluslu devlet düşüncesini uygulayan Avusturya-Macaristan'dan etkilendi.
Bu dönemde Araplar da imparatorluğun diğer halkları gibi milliyetçilikten etkilendi, ancak çoğu Arap eylemci çeşitli milletlerin bulunduğu devlet düşüncesini destekledi. Özellikle de Türklerle Arapların imparatorluğun en büyük iki milletini oluşturduğu, nüfus, imparatorluğun kurulması ve tarihi katkıları açısından eşit sayılmaları temelinde çifte milletli imparatorluk düşüncesinin yanında yer aldılar. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın yanı sıra imparatorluğun bellibaşlı şehirlerinde ademi merkeziyetçiliğin uygulanmasını isteyen Beyrut Islahat Cemiyeti gibi benzer cemiyetler ortaya çıktı.

Çöküşü İttihatçılar getirdi
Türkler de dahil çeşitli milletler arasında çok milletli devlet düşüncesinin yayılmasına rağmen, Osmanlı yıkılışına birçok zorlukla karşılaştı. Yıkılışa yol açan en önemli sebep aşırılıkçı tutumlardı. Çoğulculuk çağrısı imparatorluğu korumayı hedefliyordu. Bu düşünceyi savunanlar, çağrılarının imparatorluğu bölmek isteyen Avrupalı projelere karşı koruma sağlayacağını belirtiyordu. Fakat bu çağrı İttihat ve Terakki'ye hâkim olan aşırılıkçı Türk milliyetçilerinin tutumlarına tosladı. Bu kişiler çeşitliliği ve ademi merkeziyetçiliği reddetmekle yetinmeyip Arapları Osmanlı gölgesinde beslendikleri haklardan mahrum bırakmaya çalıştı. Arap asıllı yöneticileri azlettiler. Arap bölgelerinde Türkleri milletvekili adayı göstermeye çalıştılar.
1. Dünya Savaşı sırasında Türk ve Arap aşırılıkçılar çeşitlilik çağrısı yapanlara güçlü darbe vurmayı sürdürdü. İttihatçı lider Cemal Paşa'nın infaz ettiği Şam ve Bağdat idamları çeşitlilik çağrısı yapanlarla tek tip milliyetçiliği savunanlar arasındaki çekişmede kopma noktası oldu.

Erdoğan kendine güveniyor
Bugün Türkiye'de Kürt sorunu üzerine yaşanan tartışma Osmanlı dönemindeki milliyetçilik çekişmesini hatırlatıyor. Türkiye'de bugün Kürtlere ulusal haklarının verilmesi yönünde etkin bir çağrı söz konusu. Kürtler Türk toplumundaki Jakoben milliyetçilik modelinin kurbanlarındandı. Bu uygulama Kürt azınlığın birçok kültürel, sosyal ve insani hakkından mahrum kalmasına yol açtı. Bu şartlar modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından Kürtler lehinde farklı reformların yapıldığı 1990'lara dek sürdü.
Bugün Türkiye Kürtleriyle devlet arasındaki ilişkiler AKP'nin Kürt sorununda çözüm için bir program açıklamasıyla yeni bir sürece giriyor. Programın ana hatları milliyetçi sistemden değil, çeşitlilik düşüncesinden alınmış gibi görünüyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın hayata geçirme taahhüdünde bulunduğu program, Kürt milletinin resmen tanınmasını, Kürtlere Kürtçe radyo ve televizyon gibi haklarının verilmesini, devlet okullarında Kürtçe okutulmasını ve köy isimlerine Kürtçe isimlerinin geri verilmesini öngörüyor. Program Kürt bölgelerinin geliştirilmesi için 12 milyar dolar harcanması da dahil bir dizi başka reform taahhüdünde de bulunuyor.
Hükümetin programı laik partilerin şiddetli muhalefetine tosluyor. Bu partiler Türkiye'de Kürtlerin şartlarına el atacak düzenlemelere karşı. Zira Kürtlerin Türkiye'ye bağlılığının değil ayrılıkçı eğilimin güçleneceğinden korkuyorlar. Erdoğan bu tutumlara partisinin meclis çoğunluğuna işaret edip, programını hayata geçirmekte kararlı olduğunu söyleyerek yanıt veriyor.

Kürtlerin de açık desteği şart
Başbakan meclis ve halk desteğine bel bağlasa da, Kürtler hükümetle işbirliğine hazır
olduklarını ifade etmezse bu destek dağılabilir. Kürtlerin programa yönelik şu ana dek ortaya koyduğu yaklaşım durgunlukla olumsuzluk arasında gidip geliyor. Yaklaşımları bu şekilde sürerse ve PKK faaliyetlerine dönerse, Erdoğan'ın halk desteği muhalif ve laik partilerin karşısında geriler. Bu partiler, Irak'taki Kürt liderlerin yavaş yavaş verilen ödünler sonucunda ayrılma noktasına gelmiş olmasını da savlarına kanıt olarak gösteriyor.
Bu şartlar milliyetçi düşüncenin yeni bir zafer kazanmasına ve bedelini Türklerin, Kürtlerin ve Arapların ödeyeceği yeni bir kayba yol açabilir. (Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi Haliç, 4 Eylül 2009)

Kaynak: Radikal