Hararetli bir referandum sürecinin ardından, siyasi zeminde ortaya çıkması muhtemel yeni dengeleri konuşabiliriz.
Referandum neresinden bakarsanız bakın, yeni dönemin siyasi haritasına dair önemli işaretler verdi. Uzun zamandır siyasi merkezin en önemli aktörü olan AK Parti ve Tayyip Erdoğan, bir yarışı daha önde tamamlarken, sahnedeki bazı dengeleri bir kez daha alt üst etti.
***
MHP, ortaya çıkan sonucu kendisine karşı bir ‘operasyon’ olarak değerlendirirken, bu sonucu üreten asıl etkenin dünyanın ve Türkiye’nin dinamikleri olduğu gerçeğini ifade etmekten kaçınıyor. Muhtemelen yeni süreçte, söylem düzeyinde vuruşarak geri çekilmek dışında fazla bir seçeneği olmayacak.
MHP’yi yarışın dışına iten ya da beklenmedik biçimde adeta ortadan ikiye bölen etkenler, parti içinden ya da dışından çeşitli analizlerle okunmaya çalışılıyor. Parti içinde bir kanat, olup biteni Fethullah Gülen cemaatinin operasyonu olarak değerlendiriyor. Tuhaf bir biçimde bu analiz, dışarıdan bakanlar tarafından da kabul görüyor.
***
Birkaç gerçeğin altını çizerek bu konuya bir giriş yapmış olalım. Öncelikle Gülen hareketinin sadece eğitim hayatında, kültürel ya da ekonomik anlamda bir etkinliğe sahip olmadığı, siyaseti ciddi ölçüde etkilediği malum. AK Parti’ye de 2002’den 2010’a kadar geçen zaman diliminde açık destek verdikleri kamuoyunca biliniyor.
Hareketin siyaset üzerindeki etkisi sadece aktif destek düzeyinde gerçekleşmiyor. Bir de farklı siyasi parti mensuplarının Gülen Hareketi’nin çeşitli faaliyetlerine duyduğ sempatiyle ortaya çıkan bir başka etki alanı mevcut.
MHP tabanında yakın geçmişe kadar Gülen Hareketi’nin özellikle Ortaasya cumhuriyetlerindeki eğitim çalışmalarının ortaya çıkardığı ciddi bir sempatiden sözedilebilir. Ancak referandum sürecinde Devlet Bahçeli’nin açık bir dille Gülen’i hedef alan sözleri, bu sempatinin uyandırdığı rahatsızlığın açık ifadesiydi.
Bütün bunlara bakarak, MHP içindeki ayrışmanın ana aktörü olarak Gülen cemaatini gösterebilir miyiz? Benim cevabım şu: Bu hem abartılı, hem de gerçekle uyuşmayan bir iddia.
MHP tabanının bir bölümünde ifade ettiğimiz sempatiye rağmen, Gülen hareketinin ciddi bir etkinliğinden söz etmek mümkün değil. Hatta parti tabanında giderek ‘ulusalcı’ tezlere kayan kesimlerin, bu anlamda ciddi bir tepkiyi açıkça dile getirdiğini de
kaydedebiliriz.
***
Burada kamuoyunda çok da dikkat çekmeyen, ama MHP tabanında etkili olan başka aktörlerden söz etmek daha doğru görünüyor. Şimdilik şöyle ifade edelim. MHP tabanında geniş kesimleri etkileme kabiliyetine sahip kimi kanaat önderlerinin, ‘evet’ oylarının yükselmesinde ciddi bir rolü oldu.
Yakın geleceğin sorusu şu: Devlet Bahçeli liderliğindeki siyasi organizasyon, bu gelişmeleri doğru okuyarak, siyasi merkezde kendilerini yeniden tarif etmeye çabalayacak mı?
Yoksa Orta Anadolu’daki milliyetçi muhafazakar tabanı kaybettiği gibi, az önce tarif etmeye çalıştığım aktörlerle yolunu tamamen ayırarak farklı bir yola mı girecek?
Toparlayıcı bir Devlet Bahçeli görebilir miyiz? Buna ihtimal vermek zor. Öte yandan AK Parti bu zemindeki savrulmaları kendi bünyesinde toparlayacak kadar güçlü sinyaller veriyor.
O yüzden, kuvvetle muhtemel, 2011 seçimlerinde siyasi merkezde daha güçlü bir yeri olacak.
Kaynak: Star