ABD'nin asker takviyesinin sonucu olarak Şii-Sünni çatışmalarının azalması ve artan petrol fiyatları nedeniyle paraya boğulması sonrası, Irak nihayet iyiye gidiyor. İlerleme kırılgan ve çatışmalar her an başlayabilir, fakat siyasetçilerin uzlaşması için harika bir fırsat söz konusu
Onca kan ve hatanın ardından Irak'tan iyi haberler geldiği zaman insanlar şüpheci olmakta haklı. Ama geçtiğimiz birkaç ay içinde Amerikalıların dikkati kendi başkanlık seçimlerine odaklanmışken, uzun bir sürenin ardından Irak'ta pek çok şeyin en sonunda doğru gitmeye başladığı da aşikâr.
İyileşmeler ABD'nin Irak'taki güçlerinin komutanı General David Petraeus'un 'asker artırımının' ardından ölüm oranında yaşanan düşüşün çok daha ötesine
gidiyor. Irak hükümeti prestij ve itimat kazandı. Tırmanan petrol fiyatları sayesinde de paraya boğuldu. Irak'taki çeşitli milis gruplarının karşısında dik durabiliyor ve Amerika'yla İran'a karşı bağımsızlığını ileri sürebiliyor. Amerika'yla Sünniler, Şiilerle Sünniler ve Şiilere karşı diğer Şiiler arasında birbiri ardına yaşanan ve 2003'teki işgalin ardından Irak'ı kırıp
geçiren savaşlar son buldu.
Çoğu Sünni, Kaide'den tiksindi
Ülke artık parçalanmanın ya da nihai anarşiye sürüklenmenin kıyısında değil. Oysa, Eylül 2007'de bu dergi Irak'a dair inancı olduğundan değil de, zaten devam etmekte olan kan banyosunu daha da kötü hale gelmekten alıkoyabilir diye çaresizlikten gelen bir umutla asker artırımına destek vermişti. Ancak durum şimdi çok farklı; Irak hâlâ belli bir karmaşa arz etse de, normal bir geleceğe benzer bir şey de artık ulaşılabilir görünmeye başladı.
Petraeus'un kabul ettiği gibi Irak'taki değişim kırılgan ve geriye sarabilir nitelikte. Ancak bir o kadar da gerçek. Daha birkaç ay önce Irak sadece şiddetli Amerikan karşıtı ayaklanmanın değil, aynı zamanda Amerikalıların durduramayacak kadar aciz göründüğü girift mezhep çatışmalarının pençesindeydi. Irak'ta kalmanın işleri sadece daha kötü hâle
getirdiğini düşünenler, meydana gelen kanlı olayları kanıt olarak gösterebiliyordu. Şimdi birkez daha Irak'a bakmak gerekiyor. Art arda gelen çatışmaların hepsi birden son bulmaya başladı.
İslami motifle hareket eden ya da sadece yabancıların askeri işgaline içerleyen az sayıda Sünni, Amerikan güçlerine saldırmayı sürdürüyor. Sünni aşiretlerin çoğuysa Kaide içindeki eski ve genellikle de yabancı müttefiklerinin gerçekleştirdiği kıyımlardan tiksinip, Sünni uyanışına, yani Sahva'ya katılıp, Amerika'nın tarafına geçti. Aynı zamanda 2006 başında Şiilerin kutsal mekânlarından birinin bombalanmasının ardından birbirlerini topluca katletmeye başlayan Sünniler ve Şiiler buna son verdi. Petraeus'un asker artırımı bunun
ardındaki nedenlerden sadece biri.
Amerikalılar için pek de gurur okşayıcı olmayan bir başka nedense, geçen yılki gözü dönmüş etnik temizliğin ardından çok daha az mahallenin hâlâ etnik bir çeşitlilik arz etmesi. Ancak bir süre hedef gözetmeyen mezhep katliamının dehşetini yaşayan Iraklıların pek çoğunun şimdilerde geriye dönmek yönünde bilinçli bir karar verdiği de belirgin bir vaka.
Şiilerin kendi arasındaki çatışmalar da kesildi. Azılı Amerikan karşıtı Şii din adamı Mukteda el Sadr'ın güçlü milislerin kalesi konumundaki liman kenti Basra ve Bağdat'ın Sadr diye bilinen kenar mahallesinin denetimini ele geçirmek için orduyu göndererek, Irak Başbakanı Nuri el Maliki geçtiğimiz birkaç hafta içinde hakkındaki zayıflık söylentilerini çürüttü. Sadr'ın direnmenin akıllıca olmayacağını düşünmesiyse, Irak ordusunun artık özel milis gruplarını yıldıracak kadar güçlü olmasının yanında devletin, en azından Şiilerin zihninde çok daha fazla siyasi meşruiyet kazandığını gösteriyor.
Çatışmaların yeniden başlayabileceğini söylemeye gerek yok. Bugün ABD'nin yanında savaşan Sünniler yeni, Şii ağırlıklı düzende kendilerine yeterince yer açılmazsa yeniden silahlarını ABD'ye ve Şiilere doğrultabilir. Şii cephesindeyse Sadr'ın şiddeti temelli bırakıp bırakmadığı açık değil. Ayrıca kendi ordusu olan tek siyasi hareket de onunki değil. Sünniler, Şiiler ve Kürtler kendi milis güçlerini belirsiz geleceğe karşı tedbir olarak görüyor.
Güvenlik anlaşması yakıcı mevzu
Bu kapsamda Irak hâlâ normale dönmekten uzak. Fakat sükûnet devam ederse, siyasetin en azından bir şansı var demektir. O halde Maliki'nin şimdi önünde duran görev yıl sonundan önce yapılması gereken bölgesel seçimleri gerçekleştirmek. 2005'te pek azı sandığa giden Sünnilerin bu seferki yüksek katılımı en azından kendi bölgelerinde iktidar sahibi olmalarına imkân tanıyarak, onları yeniden ortayolcu siyasete çekebilir. Seçimler ayrıca şiddetten gerçekten vazgeçip, katılmaya karar verirlerse Sadr yanlıları için iktidara giden yararlı bir alternatif yol olabilir.
Keza ABD Başkanı George W. Bush'un da oynaması gereken bir rol var ve bu,
çoğunlukla kendisini cezbedebilecek şeyleri yapmamaktan oluşuyor. Mesela İran'a saldırmamalı. Irak'ın mevcut hükümetine dair en etkileyici hususlardan biri Amerika'nın ya da kapı komşusunun yanında taraf olmayı reddetmesi.
Müreffeh olunacaksa bunların her ikisiyle de iyi ilişkiler kurulmalı. Bush ayrıca Irak'taki Amerikan güçlerinin statüsüne dair yeni bir anlaşma yapma işini selefine bırakmalı. Mevcut BM düzenlemesinin süresi biterken söz konusu anlaşma Irak seçimlerinde yakıcı bir mevzuya dönüşebilir. Maliki'nin Amerika'dan Irak'ın sınırlarını savunma garantisi
istediği söyleniyor. Muhaliflerse Amerika'yı Irak'ta kalıcı üsler peşinde koşup, onu vassal devlete dönüştürmeye çalışmakla suçluyor.
Giderayak bir başkanın böylesi konularda bir sonraki yönetimin elini bağlayacak kararlar alması yanlış olur.
Tarihin 'fiyasko' diyeceği kesin...
Irak'ta iyileşen şartları vurgulayarak The Economist'in 2003'te işgale verdiği desteği haklı göstermeye çalışmıyoruz. Bu yolda pek çok hayat paramparça oldu. Tarih istila ve işgalin bir fiyasko olduğunu yazacak. Iraklılar şimdi bile hergün ölüm tehdidi altında yaşıyor, her ay yüzlercesi katlediliyor. İş, temiz su ve elektrik gibi zaruri ihtiyaçlardan hâlâ büyük ölçüde mahrumlar. Irak hükümetiyse itimat kadar hızlı kabiliyet kazanmıyor. Hâlâ geçimsizlik arz ediyor ve pek çok yerde yolsuzluk söz konusu.
İyi yöndeki değişim, Cumhuriyetçi başkan adayı John McCain'in belirsiz bir tarihe kadar Amerika'nın Irak'ta kalması ısrarını kaçınılmaz biçimde tasdikliyor denilemez. Daha güvenli bir Irak Demokrat aday Barack Obama'nın Amerikan askerlerinin çoğunu 16 ay içinde çekme planını daha olası kılsa bile, halihazırda acele bir çekilme çılgınlık olur. Ancak söz konusu kırılgan gelişmeleri muhafaza etmek Amerika'nın esnekliği için kilit önem taşıyor. Her iki aday da seçenekleri açık tutmak zorunda. Amerika'nın bir sonraki başkanı kampanya sırasında kendini bağladığı için Irak'ta yanlış yaparsa, son dönemdeki tüm bu kazanımlar heba olabilir ve Irak hızla yeniden sefalet ve umutsuzluğa sürüklenebilir.
Bu, aynı kuyuya ikinci kez düşmek olacaktır.
Kaynak: Radikal