Dünkü yazımda 60. Hükümet programının, ekonomi konuları dışında kalan ve çok olumlu gördüğüm noktalarını sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bugün ise İkinci Erdoğan Hükümeti’nin Programı’nda eksik gördüğüm konuları özet olarak belirtmek istiyorum.
İlk belirtmek istediğim konu 60. Hükümet programının genel çizgilerini olumlu bulduğum, içerik olarak, radikal olarak karşı çıktığım bir noktanın pek olmayışı.
Ancak, bu tür programlarda kimi konular eksik ve yetersiz görülmektedir; muhalefetin de, şayet kimi konulara radikal eleştirisi yoksa, eleştirilerinin eksik, yetersiz konuları daha olumluya, daha ileriye çekmek biçiminde oluşması gerekiyor.
Yani bir anlamda mesele bu tür programları reddetmek değil, aşmak, daha ileriye götürmek olmalı.
AKP’nin söz konusu programı da, özgürlükleri geliştirme, zenginleşme konusunda olumlu hedefler gösteriyor; CHP gibi partilerin de muhalefet etme biçimleri söz konusu özgürlük ve zenginlik hedeflerini yetersiz görme, daha ileriye taşıma biçiminde olmalı.
Bunu yapabilmek için de muhalefet partilerinin üzerinde çalışılmış orta ve uzun vadeli programlarının, gölge kabinelerinin olması şart; bunlar olmayınca da CHP türü muhalefet, özgürlük ve zenginlik karşıtı bir muhalefete dönüşüyor ve kimse kızmasın trajikomik bir görüntü sergiliyor.
Çağımızda hukuk devleti ve zenginlik hedefleri ve kriterleri zaten belli; bunlara ulusalcılık adına muhalefet ettiğiniz zaman komik oluyorsunuz, önemli olan muhalefetin bu süreçleri daha ileri taşıma konusunda iktidarı zorlaması, eleştirmesi olmalı.
***
Gelelim AKP Hükümeti’nin Programı’nda eleştirilecek noktalara.
‘İşkenceye sıfır tolerans’ gibi bir ifadeye alışmak pek kolay değil; bu ifade bana daima sanki alternatifinin de yani biraz işkencenin meşru olabileceği fikrini çağrıştırıyor. İçişleri, Jandarma, MİT gibi kuruluşları doğrudan emrinde bulunduran bir siyasal iktidarın sıfır işkence hedefi koyması yerine bu işi artık tümden çözmesi, tüm işkencecilerin cezalandırılmasını sağlayacak hukuksal ve idari ortamı üretmesi gerekiyor. ‘İşkenceye sıfır tolerans’ sloganı bana, kimin kimden şikayet ettiğini anlayamadığım bir ortamı çağrıştırıyor.
Sivil anayasa meselesinde de nedenini anlayamadığım çekingenlikler mevcudiyetini, en azından basına yansıdığı ölçüde, sürdürmekte.
AKP, 22 Temmuz seçimlerinde çok önemli bir seçim başarısı ile tartışılmaz bir siyasal meşruiyet elde etmiştir; bu sonuçlar sonrası AKP’nin kaçınılmaz bir biçimde Türkiye’yi normalleştirme misyonu vardır ve bu misyonu yerine getirirken gerekli uzlaşma devlet kurumları ile değil olsa olsa evrensel hukukla olacaktır ve olmalıdır.
Ülke içi kurumlar arası dengeler uğruna artık AKP’nin evrensel hukuka uymayan, uluslararası hukuk ve uygulamalarda yeri olmayan kurum ve işleyişlere izin vermemesi gerekmektedir; AKP’nin evrensel hukuk ilkeleri ile çatışan eski yapılanmaları yeni anayasada da kurumlar arası dengeler kaygısı ile muhafaze etmeye çalışması ülkemizin normalleşmesinin ertelenmesi anlamına gelmektedir.
Doğrudur, seçimle iktidara gelen çoğunlukların icraatlarının sınırları vardır ama bu sınırları artık tarih, kurucu ilkeler değil sadece ve sadece hukuk devletinin evrensel ilkeleri belirlemelidir; bunun aksi yani normalleşmenin bir süre daha ertelenmesinin maliyeti hepimize sanıldığından da büyük olma, mesela zenginleşme sürecini durdurma riskini taşımaktadır.
Bu süreçte AKP’nin ihtiyaç duyduğu yegane meşruiyet desteği, hukuk devletinin evrensel çizgisinden sapmamak olmalıdır.
Kaynak: Star