Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla Türkiye büyük bir badire atlatmış oldu.
Aslında kapatma kararı çıksa idi de yine siyaseten orta vadede su çatlağını bulur, siyaset rotasına oturur ama bu arada da özellikle büyüme ve istihdam konularında kısa ve orta vadede toplum ve ülke büyük yaralar alırdı.
Türkiye'nin 2008 senesinde artık yeni iktisadi küçülmelere, artan işsizliğe, siyaseten ve dolayısıyla da ekonomik olarak dünyadan kopmaya tahammülü yok.
* * *
22 Temmuz sonuçlarının sene-i devriyyesinde, Anayasa Mahkemesi'nin yeni kararının hemen arkasından çok gecikmiş, ertelenmiş, ertelettirilmiş bir hukuk radikalizmine büyük ihtiyacı var.
Radikalizm derken muradım doğal olarak ulusalcı bir radikalizm, dinsel bir radikalizm, askeri bir radikalizm değil; evrensel hukukun tüm öğelerini tavizsiz benimseyen, uygulayan, yaşama kurumlar ve uygulama alanında eksiksiz geçiren ve böylece Türkiye'yi evrensel hukukun parçası yapan bir çağdaş, evrensel hukuk radikalizmi.
Evrensel hukuk doğrultusunda atılacak tavizsiz adımlar dememin temel nedeni bu alanın uzlaşmaya, mutabakata kapalı bir alan olması; evrensel hukuk çizgileri üzerinde tavizsiz yürümek, bu alanda mutabakat arayışına yani bir arayol arayışına asla girmemek gerekiyor zira evrensel hukuk doğrultusunda her mutabakat biraz hukuktan uzaklaşmak anlamına geliyor.
İşin siyasi yönünde de gözüken o ki, evrensel hukuk çizgisinden her uzaklaşma, her mutabakat arayışı Türkiye'de demokrasiye ve bugün itibariyle de demokratik süreçlerin iktidara taşıdığı Adalet ve Kalkınma Partisi'ne zarar veriyor, Türkiye'ye zaman, enerji, para yani refah, özgürlük kaybettiriyor.
Türkiye'nin çok şeye ihtiyacı var ama bu listenin başında tavizsiz evrensel hukuk devleti ilkeleri geliyor.
Mutabakat, orta yol arayışları, ödünler, pazarlıklar siyasetin doğasına uygundur ve gereklidir ama hukuk pazarlıklara kapalı olmalı ve evrensel ilkeler mesela Avrupa İnsan Haklanı Sözleşmesi hukuksal çerçevesi tavizsiz, eksiksiz olarak yaşama geçirilmelidir.
Anayasa Mahkemesi kararı sonrası Türkiye'nin önüne böyle bir fırsat bir kez daha geçmiştir, böyle bir konjonktür ileride tekrar önümüze gelmeyebilir, dolayısıyla gün tavizsiz bir hukuk radikalizmi günüdür.
Yapılması gereken işlerin başında hiç ama hiç kuşkusuz, CHP'nin, ulusalcıların itirazlarına prim vermeden Türkiye'yi gerçek anlamda çağdaş bir anayasaya kavuşturmak gelmektedir; bu süreçte Adalet ve Kalkınma Partisi'ne yöneltilecek eleştirileri zaten biliyoruz, meşruiyet tartışması açacaklarını da biliyoruz ama Adalet ve Kalkınma Partisi'nin muhtaç olacağı kuvvet evrensel hukukun tartışılmaz meşruiyeti ve bu meşruiyet kaynağının üreteceği haklılık olacaktır.
Yeni ve ruhunu yerel ideolojilerden değil de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden, hukukundan, AİHM içtihatından alacak bir anayasanın Türkiye'ye taşıyacağı oksijeni, özgürlük ve refahı herkesin tasavvur etmesi en büyük temennimiz; bu süreçte AB tam üyelik perspektifini, Avrupa'nın biraz çapsız gözüken bazı liderlerinin tavırlarından bağımsız tanımlamak da çok önemli.
Türkiye'nin önünde 6 Kasım 2007 tarihinde üretilmiş ve Şubat 2008'de AB Konseyi tarafından onaylanmış bir Katılım Ortaklığı Belgesi mevcut; çok uzun olmayan bu metin dikkatlice okunduğunda tavizsiz, mutabakata kapalı hukuk derken neyi kastettiğim bir kez daha anlaşılabilir diye düşünüyorum zira bu metnin bizden talepleri ödünsüz yaşama geçirildiğinde ortalama bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının yaşam kalitesinin nasıl yükseleceğini iyi görmek gerekmektedir.
Siyasette de nihai başarı kriteri zaten ortalama yurttaşın yaşam kalitesini başka ülkelerden daha hızlı yukarı çekmekten başka ne olabilir ki?
Yeni ve evrensel hukuka ödünsüz dayalı bir anayasa ve AB sürecinin hızlandırılması önümüzdeki dönem gündemi belirleyen temel konular olmalıdır.
Meselenin kurumsal detaylarına gireceğim.
Kaynak: Star