İster muhafaza etme güdüsüyle harekete geçirilmiş bir refleks olsun ister benmerkezci bir genin işleyişi söz konusu olsun, insan cinsinde en küçük bir farklılıktan bile korkarız. Yine de insanoğlu hep karışmaktadır, yüzyıllar boyunca çok az şey insan ırkının deri rengi kadar değişmiştir. Modern insanın prototipinin ilk ortaya çıktığı yer Afrika'dır.
Bir Neonazi, atalarının koyu tenli olduğunu öğrenince acı acı ağlayacağı gibi, bir zencilik militanı da bilim adamlarından Kenyalı Masailerin zenci kökenli olmadığını ama deri pigmentlerinin ekvatora doğru göçleri esnasında zamanla oluştuğunu öğrendiğinde şaşıracaktır. Farklı olanlardan kendini yalıtma isteğinin kökleri çok eskilerde saklıdır. Çeşitli türden yapı kalıntıları, mesela II. yüzyılda İskoçya ile İngiltere'yi ayırmak için inşa edilen 120 kilometre uzunluğundaki Hadrian duvarı bize bunun şahidi gibidir; İmparator Hadrian, Roma İmparatorluğu'nu her türlü 'Barbar'ın saldırılarından korumaya büyük önem veriyordu. Başka fetihler yapmaktan ziyade işgale uğrama kaygısıyla takıntılıydı. Yine onun döneminde, ilk kez, taşrada yaşayan ve Romalı yurttaş haklarına sahip olmayanlar da lejyonlara kabul edilmeye başlandı. Hadrian'in bu koruma tedbirleri bir süre için sonuç verdi ve hükümdarlık dönemi bir barış dönemi oldu. Ancak ölümünden birkaç yıl önce, Filistin bölgesinde Bar Kochba'nın liderlik ettiği ayaklanmayı bastırmak için silahları yeniden ele almak zorunda kaldı. Üstelik Highlander'ların [İskoçlar] zoraki ve barışçıl izolasyonu da sonunda başarısızlığa uğradı.
Orta Dünya İmparatorluğu [Çin İmparatorluğu] da benzer bir deneyim yaşadı. Bazı noktalarda 16 metre yüksekliğe ulaşan ve toplam 6500 metre uzunluğundaki Çin Seddi, bu ülkeyi istiladan koruyamadı. Yabancılar Çin'de imparatorluk sülaleleri kurmayı bile başardılar. Büyük Çin Seddi bize dünya üzerinde aşılmaz ve geçilmez hiçbir sınırın mevcut olmadığını öğretiyor. Dolayısıyla çağdaş Avrupa'nın da tahkim edilmiş sınırlardan hâlâ vazgeçemediğini görmek üzüntü verici olmaktadır. Sanki her şey, Maginot hattı ve Berlin Duvarı örneklerinden, bir engelin çevresinden de dolaşılabileceği ve tüm tarihin bir sonu olduğu öğrenilememiş gibi yapılıyor. Schengen de Avrupa kıtasının merkezindeki sorunlarını çeperine iterek kurtulabilmesini sağlayabilecek midir? Şüphesiz Schengen'in İsrail'in Batı Şeria'da, ya da ABD'nin Meksika sınırındaki çalışmalarıyla herhangi bir ilgisi yok, ancak elektronik bekçi köpeklerinin Avrupa'nın sınırlarının dokunulmazlığını sağlayamayacaklarını da burada kaydedelim. Yabancı otların istilası gemilerin her türlü tahılı taşıdıkları Tuna limanlarında görünür durumdadır, en büyük iç limanımız olan, Slovakya-Ukrayna sınırındaki Cierna nad Tisou aktarma merkezi bu nedenle botanikçiler için bir cennet gibidir.
Biyolojik olarak daha gelişmiş bir organizma, Asya tatlı su ıstakozu da nehirlerimizi kendine yurt haline getirmeyi başardı. Ukrayna sınırında maske ve maskeli balo kıyafeti ticaretinin gelişmesini bekliyoruz. İçişleri Bakanımız Robert Kalinak'ın engelleme ağları, sınır bölgesinde en küçük bir usulsüz insan girişini bile tespit etmeyi becerebiliyorsa da, vahşi hayvanların ve büyük av hayvanlarının usulsüz girişleri konusunda pek hassas değil. Bu nedenle insan kaçakçılığı yapanlar müşterilerini ayı ya da bizon postu ile tebdil-i kıyafet yaptırabilecekler. Kuşkusuz Tsiza'da da yayın balıkları ve mersin balıklarının boru niyetine kamışlarla yüzdüğünü göreceğiz. Ama önemli olan Orta Avrupa'nın bu sıkıntılardan, bunları çeperine atarak kurtulmasıdır. Şimdilik sıkıntılarımızın Akdeniz havzasından ve Atlantik kıyılarında rastladığımız zorlukta olmadığı için mutlu olalım.
Kaynak: Zaman