Şam ve Bağdat'ta adeta eski günler geri geldi. Karşılıklı hakare ve suçlamalar, elçilerin geri çağrılması ve belki de Suriye'yle Irak'ın diplomatik ilişkileri kesmesinin eli kulağında. Irak Başbakanı Nuri el Maliki uluslararası bir mahkeme kurulmasını talep ediyor; zira Suriye, Iraklı liderin Bağdat'ta en az 100 sivilin ölümüyle sonuçlanan intihar saldırılarıyla suç-ladığı iki Baasçı'yı teslim etmiyor. Suriye de Maliki'ye, 'adaletsizlikle' yüz yüze olanlar için her daim bir sığınak bulunduğunu söyleyerek karşılık veriyor.
20 yıl önce Saddam Hüseyin ve Hafız Esad, birbirlerinin başkentlerini havaya uçurmaları için Şam ve Bağdat'a bombacılar göndermişti. Şimdi Maliki ve Hafız'ın oğlu Beşar birbirine saldırıyor. Onca aşiret bağına, tarihsel ilişkilere, Arap birliğine yönelik 'kar-deşlik' sevgisine rağmen (Suriye kendisine 'Arabizm'in atan kalbi' demeyi pek sever), iki komşu birbirine eskisi gibi kükremeye devam edecek gibi görünüyor.
Saddam-Hafız döneminde iki lider birbirlerinin bombacılarını halkın önünde asarlardı. Suriye'nin ajanları Bağdat'ın kamusal alanlarında hafif rüzgarda sallanırken, Saddam'ın katillerinin Şam'daki akıbeti de farklı olmazdı. Bugünlerdeyse işler biraz daha medeni yürüyor. Iraklılar fiilen bombacı yakalamıyor (zaten kendilerini de havaya uçuruyorlar); Suriyeliler Ortadoğu'nun mülteci sığınağı numarası yaparken, Irak uluslararası hukuka başvuruyor.
Bununla birlikte Suriye'nin hafızasının Maliki'ninkinden daha güçlü olduğu da aşikâr. Karşılıklı husumet besleyen Suriye-Irak Baasçılığının o eski kötü günlerinde Maliki ve Celal Talabani (şu an kendisi Irak devlet başkanı) Saddam rejiminin hışmından kaçarak Şam'a sığınmıştı. Her ikisi de Hafız'ın gösterdiği merhamete ve kendilerini 'Arap ulusunun anasına' (Suriye'nin bir diğer lakabı) buyur etmesine (en azından o günlerde) minnettardı. Bugünse Suriyeliler hiç vakit geçirmeden bu ikiliye geçmişteki cömertliğini hatırlatıyor ve ikiyüzlülüklerine işaret ediyor.
Resmi El Tavra gazetesinde şu satırlar yer alıyor: "Suriye adaletsizlik, zulüm ve ölüm tehlikesinden kaçmak için kendisine sığınan insanları asla teslim etmedi. Onlar (Maliki ve Talabani), Şam bu tür ilkelere sahip olmasaydı başlarına ne gelirdi, iyi biliyor." Suriyeliler Muhammed el Yunus'la (Sad-dam'ın Baas partisinin üst düzey yetkililerindendi) Setam Ferhan'ın Şam'da olduğunu inkâr etmiyor, fakat Bağdat'taki bombalı saldırılarda dahli olduklarına dair kanıt göstermesini istiyor, ki Şam Iraklıların bu konuda zorlanacağına inanıyor (haksız da değil).
Fakat Şam'ın kınadığı ikiyüzlülüğe sınırın her iki tarafında da rastlamak mümkün. Suriye-Irak sınırı boyunca bariyerler ve gözetleme kuleleri inşa etmekle görevli Suriyeli generalle tanıştım; direnişçilerin Irak'a sızmasını önlemek için mesai yaptıklarına inandığı belliydi. Fakat Lübnanlı bir intihar bombacısının (Suriye sınırına yakın bir yerde bir Amerikan konvo-yuna saldırmıştı) ailesiyle görüştüğümde, amcasından 'yeğeninin Irak'a gittiğini, çünkü Suriye sınırını geçip ABD askerlerine saldırmanın, Lübnan sınırını geçip İsrail'e saldırmaktan daha kolay olduğunu' dinledim.
Şam'ın Öcalan'ı teslim ettiğini unutmayalım
Aslında Irak'taki ve Suriye'deki Baasçılar arasında, Saddam iktidardayken bile daima dayanıklı, akılcı, bazen de birbirini anlayan bir ilişki söz konusuydu. Partinin kurucusu Mişel Eflak, ömrünü Irak'ta tamama erdiren Suriyeli bir Hıristiyan'dı. Ailesine göre, şu an ABD kontrolündeki Yeşil Bölge'de bulunan mezarı 2003'teki işgal sonrasında tahrip edildi. Bizzat Baasçı olan El Yunus ve Ferhan işte bu yüzden sadece birer 'kardeş'. Ve bu kardeşlerin Şam'ın ABD'nin askeri stratejisi ve Maliki'nin Irak içindeki güçleri konusun-daki dişli istihbaratına eklenebileceğine hiç kuşku yok.
Fakat El Tavra'nın Suriye'nin siyasi dürüstlüğüne yaptığı övgüyü de tarihin ışığında okumak gerek. Gazete bize Suriye'nin ölüm tehdidi altında olan insanları asla teslim etmediğini anlatıyor. Fakat Suriye tarafından beslenen, Türklerin ölümle tehdit ettiği ve Türkler askeri harekât tehdidinde bulunduğunda apar topar Şam'ı terk etmesi söylenen Abdullah Öcalan adında bir Kürt gerilla lideri yok muydu? Ve Afrika'da oradan oraya dolaşıp durduktan sonra Türk gizli servisinin eline geçmedi mi? Kendisi o günden beri de bir Türk hapishanesinde çürüyor. (11 Eylül 2009)
Kaynak: Radikal