Hukukun üstünlüğü ilkesini benimsemiş ve yaşama geçirmiş uygar ülkelerde de askeri yargının var olduğu eski yazılarda dile getirilmişti.

Ancak bu ülkelerin hiçbirinde yönetsel hiyerarşi içinde yer alan, amirlerince denetlenen ve sicilleri doldurulan, mahkemedeki kalacakları süre belirsiz olan bir askeri yargı yoktur. Olamaz da.

Böyle bir yargıya kimse bağımsız diyemez de ondan.

Yansız olmak için önkoşul dış ve iç etkenlere karşı bağımsız olmaktır.

İç etkenler yargıcın dünya görüşü ve inancıdır. Bunlara karşı yargıcın bağımsız olduğu varsayılır. Tersini öne süren kanıtlamak zorundadır.

Dış dünyaya karşı bağımsızlık ise kurallar ve kurumlarla sağlanır.

Bu nedenlerle amirlerin, komutanların iyi niyetli, dürüst, mert olmaları bağımsızlığın güvencesi olamaz.

Daha önce de söyledim.

Komutanlarımızın adalet konusunda duyarlı ve erdemli olduklarına ben de inanıyorum.

Ancak, hukukun üstünlüğüne yaslanan bir düzende yargı bağımsızlığının güvencesi nesnel yazılı hukuktur ve bu hukuka göre oluşturulan kurullardır, kurumlardır. Övülesi öznel/kişisel nitelikler değil.

İyi niyetli, dürüst, mert amirlerin buyruğundaki bir askeri yargıç, işine karışılmasa bile, hiçbir zaman istenildiği gibi bağımsız olamaz. Çünkü her an yargının işlerine karışma olanağı vardır. Bu, ucu açık bir bağımsızlık ya da daha iyi anlatımla bağımlılıktır. Zira o askeri yargıcın tepesinde bir Damokles kılıcı sürekli sallanmaktadır: "Amirim ya kararı beğenmez de sicillimle oynarsa?!"

Daha önce değinilenlerle birlikte düşünürsek, kafasında bu tür kaygılar yaşayan, bu tür sorular kıvrılan bir yargıç bağımsız olabilir mi?

Elbette olamaz.

Böyle bir yargıcın yansızlığına ve verdiği karara tam anlamıyla güvenilebilir mi?

Elbette güvenilemez.

Böyle bir ortamda adil yargılanma hakkından, sağlıklı bir hak arama özgürlüğünden söz edilebilir mi?

Elbette edilemez.

Nitekim AİHM de, somut koşullara bakmış, çoğu kez özellikle Findlay/İngiltere kararından (25.2.1997) sonra bu sorulara "olamaz, güvenilemez, edilemez" diye yanıtlar vermiştir (Türkiye ile ilgili İncal, Çıraklar, Arap Yalgın, Hakan Önen, Şenay Aksoy, Ergin kararları gibi).

Bunun sonucu olarak Türkiye, ilkin devlet güvenlik mahkemeleriyle ilgili düzenlemeyi gözden geçirmek ve askeri yargıç üyeleri bu mahkemelerden çıkarmak zorunda kalmıştır.

Bu yüzden askeri yargıcın bulunduğu ülkelerden kimilerinde özel düzenlemelerle bu mahkemelerin ve yargıçlarının bağımsızlığı sağlanmaya çalışılmıştır. Sözgelimi İsviçre, İspanya ve İtalya'da askeri yargıçlar, amirlerine/komutanlarına karşı bağımsız ve güvencelidirler. Dahası İtalya'da, 1981/561 sayılı Yasa ile Yargıtay Birinci Başkanının doğal başkanlığını, Yargıtay Başsavcısının doğal üyeliğini üstlendikleri, ayrıca altı üyesi bulunan ve "Yargıçlar ve Savcılar Yüksek Kurulu" doğrultusunda bir "Askeri Yargıçlar Kurulu" oluşturularak bağımsızlık ve güvence sistemi güçlendirilmiştir.

Bağımsızlığın nesnel yasal metinlerle ve oluşturulacak kurullarla sağlanması zorunludur.

Bu da yetmez. Bağımsızlık sağlandıktan sonra da askeri yargı konusunda yapılması gerekenler vardır.

Bir kez Askeri Ceza Yasasının ve Askeri Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargılama Yöntemleri Hakkında(ki) Yasanın, T. Ceza ve Ceza Yargılama yasaları ile ortak hükümleri bulunmaktadır. Bu ortak hükümler, askeri yasalardan kesinlikle çıkartılmalıdır.

Çünkü yinelenen hükümler her şeyden önce gereksizdir. Zira bunlar o ülkenin yazılı hukukunda esasen vardır.

Onları bir kez kaleme almak yeterlidir.

Ayrıca yasalarda aynı hükümlerin yinelenmesi, yasa yapma tekniğine ve "yasa yapmada tutumluluk (ekonomik olma) ilkesi"ne de aykırıdır. Bu nedenle bu özel yasalarda sadece askerlik hizmetinden kaynaklanan zorunlu hükümlere yer verilmelidir.

Üstelik bunlar incelendiklerinde yinelenen hükümlerin eksik oldukları da görülmektedir. Nitekim bu eksikliği gözlemleyen Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, zorlama bir yorumla örnekseme (kıyas, analoji) yoluyla Askeri Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargılama Yöntemleri Hakkında(ki) Yasadaki boşlukların Ceza Yargılama Yasası hükümleriyle giderileceğine karar vermiştir (10.12.1992, 119/140).

Son olarak vurgulamak gerekir ki, yinelen hükümler, sakıncalıdır da. Gerçekten özellikle Askeri Yargıtayın bulunduğu bir ülkede ortak hükümlerin yorumlarında (sivil) Yargıtay ile sık sık görüş ayrılıklarına düşülmesi kaçınılmazdır. Nitekim ülkemizde bu durum sürekli yaşanmaktadır. Yorumda birliğin bulunmadığı bir ülkede hukukta teklikten (ya da tekdüzelikten) değil, çokluktan söz edilebilir ancak. 

Demek askeri yargı olağan dışı, ayrık bir yargıdır.

Demek askeri yargı benimsenebilir.

Ancak aşağıdaki koşullarla benimsenebilir:

Askeri yargının alanı daraltılmalıdır. Bu alan, salt askerlikle ilgili hizmetlerle sınırlanmalıdır. Bu bir.

Her askeri suça askeri mahkemeler bakmamalıdır. Bu iki.

Ayrı bir askeri ceza yasası ve askeri ceza yargılama yasası olabilir. Ancak, genel yasalardaki yer alan hükümler, bu yasalarda yinelenmemeli, boşluklar genel yasalardaki hükümlerle doldurulmalıdır. Bu üç.

Askeri yargı, asker olmayan kişilerle ilgili suçlara bakmamalıdır. Bu dört. Askeri mahkemelerin ve yargıçların, hatta savcılar, sivil mahkemeler, yargıçlar ve savcılar gibi ve o boyutlarda bağımsızlıkları ve güvenceleri yasalarla sağlanmalı, ünlü İngiliz kamu hukukçusu Dicey'in dediği gibi, askeri yargıdaki görevliler "üniformalı sivil"ler olmalıdır.

Bu konuda en iyi çözüm, kanımızca askeri yargıçların ve savcıların "Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu"na bağlanmalarıdır. Hiç kuşkusuz böyle bir düzenleme yapıldığında o Kurul içinde askeri yargıçlar arasından seçilen temsilciler de yer alacaktır.

Bu beş. Son olarak da askeri yargının kararlarının temyiz mercii (sivil) Yargıtay olmalı, Askeri Yargıtay kaldırılmalıdır. Bu altı.

Kaynak: Star