Başbakan Tayyip Erdoğan dün sabah saatlerinde AK Parti’nin il yöneticilerine hitap ederken, Nevruz ile birlikte sadece doğanın değil, siyasetin de ısınmakta olduğu müjdesini verdi.

Siyasetin ısınmasını ise partisince hazırlanmakta olan Anayasa değişiklikleri taslağına bağladı.

Ardından, taslağın dün için partilere ve kamuoyuna açıklanacağını, gelecek hafta başı da siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarıyla üzerinde görüşüleceğini açıkladı.

Ancak hukuk ve siyaset işleri ekibiyle saatler süren toplantı ardından taslak metnin de muhalefet partileri ve medyaya pazartesi için istenen randevularda iletileceği duyuruldu.

Bu duyuru mesai saatinin bitiminde yapıldı. Kimileri bunu Taraf gazetesinin önceki gün ‘Cuma günü mesai saati bitimi sonrası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kapatma davası açabilir’ diye yazmasına bağlasa da, parti kaynakları o ihtimali hiç konuşmadıklarını ve ciddiye almadıklarını söylediler. Oysa Borsa ve İstanbul merkezli diğer aktörlerin ciddiye aldığı iki gündür İstanbul’dan Ankara’ya edilen merak telefonlarının sıklığından anlaşılıyordu.

Parti yetkilileri, taslak metnin açıklanmasının da pazartesiye alınması kararı üzerine şunları söylediler:

1- Metnin önce partilere gönderilmesi ‘usul ve nezaket’ açısından uygun bulunmamıştı. En iyisi, yüz yüze görüşerek elden teslim etmek olacaktı.

2- Zaten bu taslağı bu haliyle Meclis’e vermeyi düşünmemişlerdi. Partilerden ve kamuoyundan gelecek eleştiri ve görüşler ardından nihai metin oluşacaktı.

3- Dolayısıyla asıl tartışmanın gelecek hafta başlayıp bir sonraki hafta sonuçlanmaya başlamasını planlıyorlardı.

Ankara siyasetine aşina olanlar, bu ‘nezaket’ açıklamasıyla pek tatmin olmadı.
Hafta sonu Nevruz var. Hükümet belki Anayasa taslağının Nevruz gösterilerine boğulmasını istemedi.

Belki taslağın siyasi partiler tarafından kamuoyuna açıklanarak daha pazartesi randevuları öncesi boşa çıkarılması girişiminin önüne geçmek istedi.

Belki de tartışmaları zamana yaymanın özellikle yargıdan gelmekte olan tepkiler bakımından uygun olduğunu düşünmüşlerdi.

Karşılıklı hamleler
Çünkü yargı kurumları son iki gündür taslakta yer alacağı belli olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yapısına ilişkin itirazlarını yüksek perdeden dile getirmeye başladı.

Yargı kurumları, hükümetin yargı üzerinde denetimini artırmayı, yargıya daha çok müdahale etmeyi amaçladığından hareket ederek, siyasi sürece olabildiğince müdahale etmeye çalışıyor.

Yargıdan gelen bu hamleleri de Anayasa değişikliği çalışmasındaki siyasi manevraların bir parçası saymak gerekiyor.

Öte yandan CHP her gün yeni taktikler geliştirerek AK Parti’yi geciktirmeye, engellemeye, açık düşürmeye çalışıyor.

CHP lideri Deniz Baykal’ın, son iki hamlesi buna en iyi örnek.
Birincisi, daha önce kendi önerisi olan ‘12 Eylül darbecilerinin yargılanabilmesi için Anayasa’nın geçici 15’inci maddesinin değiştirilmesi’ önerisinin taslakta yer alacağı haberleri üzerine geliştirilen çizgi.

Doğrusu, Baykal bunu ilk önerdiğinde de tek başına getirilmesini istemişti. Şimdi bunu tekrarlarken, yargı değişikliklerini öne çıkararak Anayasa paketine iliştirildiği eleştirisiyle amacın CHP’yi açık düşürmek olduğunu ilan ediyor.

İkincisi, yine buna bağlı olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü tartışmaya çekerek, Meclis’te 367’den çok alan maddelerin referanduma sunulmaması konusunu gündeme dahil ediyor.

Bunda amaç belli: Eğer AK Parti Geçici 15’inci maddeyi Genel Kurul’a getirirse, CHP’nin yalnızca ona oy vererek 367’nin üzerine çıkarması ihtimali var. Bu durumda, 12 Eylül ile hesaplaşmayı referandum konusu olmaktan çıkarmayı, böylece AK Parti’nin CHP’yi 12 Eylül ile hesaplaşmak istemiyor gibi göstermesini önlemeyi amaçlıyor.

Çünkü CHP, AK Parti’nin Anayasa değişikliği çalışmasıyla asıl olarak referanduma, tercihan referandum+seçim formülüne doğru girmeyi hedeflediğini var sayıyor.
Bu karmaşık taktik, hamle ve manevralar hep bu yüzden geliştiriliyor.

Siyaset Başbakan’ın de dediği gibi, Nevruz sonrası canlanan doğayla beraber fena halde ısınacağa benziyor.

Kaynak: Radikal