<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Dünya Bülteni Türkiye ve dünya haberleri</title>
    <link>https://www.dunyabulteni.com.tr</link>
    <description>Dünya Bülteni, İslam dünyası ve küresel gündemi haber, analiz ve makalelerle derinlemesine takip edin! Dünya haberleri, güncel gelişmeler, son dakika ve sıcak gelişmeler Dünya Bülteni haber sitesinde yer alır.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.dunyabulteni.com.tr/rss/makale-yorum" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2006. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 03 May 2026 13:08:16 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabulteni.com.tr/rss/makale-yorum"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Akif Emre röportajı 17 yıl sonra ilk kez 'Muhit'te yayımlandı]]></title>
      <link>https://www.dunyabulteni.com.tr/akif-emre-roportaji-17-yil-sonra-ilk-kez-muhitte-yayimlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabulteni.com.tr/akif-emre-roportaji-17-yil-sonra-ilk-kez-muhitte-yayimlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ömer Lekesiz'in "Akif Emre: Mühürlenmiş Zamanda Zamansız Bir Yolcu" başlıklı yazısıyla başlayan dosyada Saadettin Acar'ın, 2003'te Akif Emre ile gerçekleştirdiği bir söyleşi ilk kez okurlarla buluşuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ocak ayında yayın hayatına başlayan edebiyat ve fikir dergisi "Muhit", bu ayki sayısında yazar Akif Emre'nin gazeteciğini ve düşünce dünyasını dosya olarak ele aldı.</p>

<p>Çalışmalarına yeni tip koronavirüs tedbirleri kapsamında devam eden, şair ve yazar İbrahim Tenekeci yönetimindeki dergi, geçen ay "Vefa Özel Sayısı"yla okuyucu karşısına çıkmıştı.</p>

<p>Soner Karakuş'un editörlüğünü üstlendiği dergi, bu ay ise 2017'de vefat eden Akif Emre'yi sayfalarına taşıdı.</p>

<p>Derginin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Tenekeci sunuş yazısında şu açıklamayı okurla paylaşıyor:</p>

<p>“Az sayıda kişi, asıl vatanımızdan hayli uzaktaki bu gurbet hayatını anlamlı kılmaya yönelik birtakım arayışlar içine girmiştir ve halihazırda girmektedir.” Bizim için rahmetli Âkif Emre, işte bu insanlardan biri idi. Sözünü söyler, işini yapar ve kenara çekilirdi. Sesinin yankısının peşine düşmezdi. Duruş sahibiydi. Tek ölçüsü, hakikati dile getirmekti."</p>

<p>Ömer Lekesiz'in "Akif Emre: Mühürlenmiş Zamanda Zamansız Bir Yolcu" başlıklı yazısıyla başlayan dosyada, "Akif Emre'ye göre muhacir ve muhaceret, gelinen yerin bir İslam yurdu olmasıyla alakalıdır." ifadelerini kullanan Alev Erkilet, Akif Emre'nin yazılarındaki göçmen portrelerine değindi.</p>

<p>Mustafa Kirenci, "Yapıcı Bir Ruh" başlıklı makalesinde "Akif Emre, derinliğini ve içindeki ateşin hararetini daima koruyarak söylemesi gerekenleri söyledi." yorumunu yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Akif Emre: Başka Bir Ufuk Açabilmek" başlıklı bir deneme kaleme alan Cemal Şakar da Emre'nin şahsiyetinden hareketle yazısında "İnsanın kendi yolunu açması, sorularının peşinde koşması anlamına gelir." tespitinde bulundu.</p>

<p>Dosyada aynı zamanda Dursun Çiçek'in "Akif Emre: Bir Yol Hikayesi" başlıklı anısının yanı sıra Köksal Alver'in "Yürürken", Hüseyin Su'nun "Akif Emre'de İslamcılık Düşüncesi" yazıları okuyucunun beğenisine sunulunuyor.</p>

<p>Yazar Saadettin Acar'ın, 2003'te Marmara FM'deki "Kalanlar" programına konuk olan Akif Emre ile gerçekleştirdiği söyleşi de dosya kapsamında ilk kez "Muhit" dergisinde yayımlanıyor.</p>

<p><strong>"İslam medeniyeti bütün evrensel iddiaları itibarıyla canlılığını koruyor"</strong></p>

<p>İnsanlığın ürettiği değerleri Batılı bir okumaya tabi tutmanın yanlış olduğunu kaydeden Emre söyleşide, "İnsanlık tarihini, oluşumunu ve insanlığın ürettiği tüm artı değerleri; kültür, sanat, edebiyat ne varsa bunların tümünü, modern Batı medeniyetinin verileri olarak okumak, Batılı bir okumadır. Bu, Batı’dan bakarak Doğu’yu okumadır. Buna oryantalizm de denebilir. Aslında kendi kendimize de bir oryantalizme düşüyoruz. Şunu kabul etmek lazım: Modernite insanlık tarihi içinde bir parantez. Bu parantez çok kısa bir zaman sonra kapanabilir de. Bunu bilemiyoruz. Bütün bir insanlık tarihini modernliğin serüveni ve serencamı üzerinden okumak kadar yanlış bir şey yok. Ayrıca modernliği Batı toplumunu ve uygarlığını esas alarak düz bir çizgi üzerinden gelişmeci bir tarih okumasıyla ele alamayız. Bu da ayrı bir hata. Kendi kendimize oryantalistlik yapmış oluruz. İnsanlığın üretebileceği tek şey Batı medeniyeti olmadığı gibi en son ulaşabileceği nokta da modernite değildir." tespitini paylaşıyor.</p>

<p>İslam medeniyetinin canlılığını koruduğunu vurgulayan Akif Emre, şu değerlendirmeyi yapıyor:</p>

<p>"İslam medeniyeti beşerî dinamikleri ve bütün evrensel iddiaları itibariyle canlılığını koruyor. Fakat bunu uygulamaya geçirme noktasında Müslümanların üzerine bir ölü toprağı serilmiş durumda. Burada karıştırılan bir durum var: Müslümanların perişan durumuna bakıp İslam medeniyetinin de ölmüş olduğu var sayılıyor. Evet, İslam medeniyeti 1400 yıl içinde gerçekten çok kritik dönemlerden geçti. Moğol istilalarını, Haçlı Seferleri’ni gördü. Ama Osmanlı’nın çöküşüyle birlikte gelen o siyasi kolonilerin varlıklarının ortadan kalkması gibi çok kaotik ortamlarda bile İslam medeniyeti yeniden hamle yapmayı başararak varlık ortamına çıkma potansiyelini her zaman göstermiştir. Bu durum İslam medeniyetinin sahih kaynaklarıyla alakalı bir durumdur. Bu, var oluşunu meşru ve gerekli kılan şartlarla alakalı bir şeydir. Bu sebeple içinde yaşadığımız durum ne kadar karamsar olursa olsun İslam medeniyeti her zaman bir hayat va’detmektir. Öncelikle bu ayrımı yapmak lazım."</p>

<p>Derginin son sayısında ayrıca Erol Yılmaz'ın "Koronavirüs Günlerinde Bilginin Hayati Değeri" ve Kemal Sayar'ın "Neyi Değiştiriyor Üzüntümüz?" başlıklı yazısı ile usta çizer Hasan Aycın'ın çizimleri yer alıyor.</p>

<p>Aralarında Hüseyin Atlansoy, Said Yavuz, Turan Koç, Mehmet Narlı, Mustafa Ruhi Şirin, Arif Ay, Emel Özkan, Mustafa Akar ve İbrahim Tenekeci'nin bulunduğu birçok şairin eserleriyle okurların karşısına çıktığı derginin öykü sayfalarında Gökhan Özcan'ın "Muhayyel Doğan'ın Mütemadiyen Ölümü", Hasanali Yıldırım'ın "Palyaço", Kamil Yeşil'in "Sekerat", Selma Aksoy Türköz'ün "Gökkuşağı", Suavi Kemal Yazgıç'ın "Seyirci" ve Selime Kahraman'ın "Karın Büyüsü" isimli öyküleri bulunuyor.</p>

<p>Mustafa Özel "Bir Müslüman Şehir Olarak İzmir", Hüsrev Hatemi "Süleyman Paşazade Sami Bey", Enes Talha Tüfekçi "Sanal Özgürlük İle Gönüllü Kölelik Arasında", Mahmut Coşkun "Sanat, Slogan ve Kimlik", Leyla İpekçi "İçimizdeki Sırat, Ahmet Edip Başaran "Her Sabah Bir Başka Yüzle", Mehmet Aycı "Kedinin Tanpınar Bakışı" ve Sadık Koç da "Münacat" başlıklı yazılarıyla derginin mayıs sayısında okurlarla buluşuyor.</p>

<p>Kaynak: AA</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Makale-Yorum</category>
      <guid>https://www.dunyabulteni.com.tr/akif-emre-roportaji-17-yil-sonra-ilk-kez-muhitte-yayimlandi</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2020 21:38:19 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabultenicomtr.teimg.com/crop/1280x720/dunyabulteni-net/images/haberler/2020/05/akif_emre_roportaji_17_yil_sonra_ilk_kez_muhit_te_yayimlandi_h467954_7bb6e.jpg" type="image/jpeg" length="47839"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Oruca saygı göstererek toplumsal dayatmaları alt üst ediyordu.. Paradigmaya kafa tutan simitçi - Akif Emre]]></title>
      <link>https://www.dunyabulteni.com.tr/oruca-saygi-gostererek-toplumsal-dayatmalari-alt-ust-ediyordu-paradigmaya-kafa-tutan-simitci-akif-emre</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabulteni.com.tr/oruca-saygi-gostererek-toplumsal-dayatmalari-alt-ust-ediyordu-paradigmaya-kafa-tutan-simitci-akif-emre" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Piyasadan çekilerek kendi çapında sisteme posta koyuyor. Oruca saygı göstererek toplumsal dayatmaları alt üst ediyordu." Merhum Akif Emre'nin 16 Eylül 2008 tarihinde Yeni Şafak'ta yayımlanan yazısını alıntılıyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Her sabah köşede gelip geçeni umursamayan ama belli bir nezaket ölçüsünde izleyen duruşuyla tezgahının başında görürdüm. Kırık dökük küçük iskemlesine oturmuş tezgahta kalan simitleri düzeltir bulurdum hep. Gelip geçene satıcı gözüyle bakmaz, kendi halinde bir şeylerle oyalanır bulurdum hep.Tanıdık müşterilerinin gözünün içine bakarak “bu sabah da almıyor musunuz” baskısından kaçınmanın bir yolu olduğunu düşündüm. Selam verdiğinizde sessiz bir nezaketle alır ama hiçbir zaman tipik <strong>simitçi</strong> tavrını takınmazdı. “Buyurun, taze simit” türü bir tezgahtarlık yaptığını hatırlamıyorum.</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Müşterisi yoksa o, şehrin en işlek caddesindeki köşe başında oturur eline tutuşturulmuş gibi tuttuğu gazetesini okur bulurdum.</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Bazen simit tezgahının başında bulamadığım olurdu. Beklemek zorunda kaldığım çok olmuştur. Koşarak gelir kendine özgü sessiz nezaketiyle “buyurun” derdi. Koşarak gelişi bir müşteriyi kaçırmaktan yahut yalnız bıraktığı tezgahının başına bir iş geleceği endişesinden çok orada, camekanlı simit tezgahının başında sizi bekletmeme kaygısından kaynaklandığı hissine kapılırdınız. Bunu hissederdiniz, tüm sermayesi simitlerini, o günkü satıştan elde ettiği bozuk paralarını biriktirdiği kutuyu caddenin ortasında bırakıp gitmesinden bu anlamı çıkartırdınız.</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Sabahları erken gelen ilk partiye yetişememişseniz saat 10''dan sonra fırından yeni çıkan ikinci parti sıcak simit için sipariş verebilirdiniz. Büyük iş merkezlerinin katlarına hızla tırmanır kaç simit istemişseniz soğumadan poşet içinde getirirdi. Bu arada tezgahını, simitleri ve bozuk para kutusuyla birlikte bu devasa şehrin kalabalığına terk eder, tavırlarından bir şey olacağı endişesi taşımadığını rahatlıkla çıkarabilirdiniz.</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Bir ara okullar tatil olduğunda ilk okula giden oğlu yardımcı olarak geldi yanına. Arasıra tezgahı oğluna emanet ettiği de oluyordu.</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Geçmiş zamanlardan kalma bilge, yaşlı, piri fani ihtiyardan bahsettiğim sanılmasın. Orta yaşlarda hafif minyon, kıpkırmızı yanakları en küçük tepkide renklenen bir modern şehir satıcısı… Biraz mahcup, sessiz kendi halinde, uyuşuk değil ama dünyaya fazla metelik vermeyen, yırtıcı bir esnaf görüntüsünden uzak ama ekmeğini çıkarmak için alın teri döken bir görünümü vardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Herhalde hayatımda ilk defa son bir yıl içinde sabahları düzenli simit almaya başladım. Kimileri çay simit nostaljisine bayılsa da ben pek hazzetmedim. Simit tadı hiç çekici gelmemiştir. Ama sadece bu adını bile daha bilmediğim simitçiden sıcak simit almak için tezgahın başında bazen sıra bekledim bazen sabırla orta yerde bıraktığı tezgahının başına dönmesini bekledim kaldırımın ortasında.</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text"><strong>Ramazan</strong>ın ilk günü hafta başı sabahı o köşeye vardığımda bir şeyin eksik olduğunu fark ettim. Simitçi yoktu. Hayır, sadece simitçinin kenidisi değil tezgahı da yoktu. O an <strong>oruç</strong> olduğumu hatırladım.</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Ramazan geldiğinden beri simitçinin köşesi boş.</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Hayatını simit satarak kazanan birinin Ramazanda çalışmama lüksü olabilr miydi?</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Kendisi oruç tutuyor diye oruç tutmayanları sabah çay-simit zevkinden mahrum bırakmaya hakkı var mıydı? Böyle ramazanda simit satmayarak oruç tutmayan vatandaşlarımıza dolaylı baskı uygulamış olmuyor muydu? Ne yani, sabahın erken saatlerinde kahvaltı yapmadan yola çıkıp yoğun trafikte ofislerine gelen insanlar çaylarının yanında alıştıkları damak tadını bozmak zorunda mı kalacaklardı?</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Tüm bu sorular karşısında bu simitçinin ramazan eylemini nasıl değerlendirmeli? Belli ki bu ekonomik şartlarda rasyonel bir izahı yok bu davranışın.</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Her şeyden önce oruçlu olduğum halde ilk bana orucu, ramazanı hatırlattı. Onun o gün, o köşe başında olmayışı ile sokakta, meydanda, işyerinde, otobüs duraklarında ramazanın geldiğini hatırlatan bir boşluk bırakmıştı. Hayatımıza adeta bir işaret bırakan bu çekiliş, aslında hayatımıza giren, gelen ve dolduran ramazana yer açmak isteyen bir çekilmeydi .</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Sokaktan akıp giden kalabalıktan birilerinin eteğinden çekerek haberin var mı oruçtan diyen bir çekilme…</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Orucun hayatın merkezinde olduğu, asıl olanın oruc tutmak, orucun insanları tutması olduğunu ihtar eden bir çekiliş. Oruçluya karşı gayrı Müslim komşusunun bile saygı duyduğu, açıktan yemediği, birlikte iftar yapılabildiği bir iklimi hatırlatan çekilme. Oruçludan oruç tutmayana neden tutmadığını hatırlatırcasına oruçlu oluşunu açığa vurduğu için ayıplanmadığı bir toplumun erdemine bürünerek çekilme.</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Hayatın kredi kartlarına, aylık ödemelere göre ayarlandığı günümüzde orucu hatırlatmak ve orucu yaşatmak adına tek geçim kaynağını “piysadan çekme”nin izahı olabilir miydi? Artık bu sorunun cevabını oruç tutanlar bile bilmiyor. Veya bu soruyla yüzleşmekten kaçınıyor. Oysa o simitçi tam da bu nedenle kaçmıyor, çekiliyor; meydanlarda oruca yer açmak için. İnsanların “mabudu para, mabedi banka” olduğu bir çağda ne anlamı olabilirdi bu tavrın. Bu çağda böylesi bir tevekkül anlayışının yeri olabilir miydi?..</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Evet, simitçi hala gelmedi; çünkü Ramazan bitmedi henüz.</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Piyasadan çekilerek kendi çapında sisteme posta koyuyor. Oruca saygı göstererek toplumsal dayatmaları alt üst ediyordu. Aslında çok tehlikeli bir çığır açıyor; dinin kamusal alanı kuşatmasına yardımcı oluyordu böylece. Toplumsal düzeni değiştirmeye yönelik bir kalkışma olarak bile yorumlanabilirdi. Aslında o sıradan bir müslüman gibi yaşamaya çalışıyordu, ne eksik ne fazla.</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Her anlamda paradigmayı parçalıyordu köşebaşındaki simitçi.</p>

<p data-card-id="ae2eb7f0-f62c-4846-be2f-6287ec6b9d0b" data-card-type="Text">Fotoğraf: Dursun Çiçek</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Makale-Yorum</category>
      <guid>https://www.dunyabulteni.com.tr/oruca-saygi-gostererek-toplumsal-dayatmalari-alt-ust-ediyordu-paradigmaya-kafa-tutan-simitci-akif-emre</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2020 23:30:32 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabultenicomtr.teimg.com/crop/1280x720/dunyabulteni-net/images/haberler/2020/04/oruca_saygi_gostererek_toplumsal_dayatmalari_alt_ust_ediyordu_paradigmaya_kafa_tutan_simitci_akif_emre_h465642_40464.jpg" type="image/jpeg" length="76152"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cumhur elitlerin korkusu - Akif Emre]]></title>
      <link>https://www.dunyabulteni.com.tr/cumhur-elitlerin-korkusu-akif-emre</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabulteni.com.tr/cumhur-elitlerin-korkusu-akif-emre" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Akif Emre - 29 Ekim 2016</strong></p>

<p>Cumhuriyet çok farklı korkular üzerine yükseldi. Daha doğrusu Cumhuriyet elitinin korkuları siyaseti, devletin topluma bakışını şekillendirdi. Bu elitlerin en büyük korkusu her anlamda 'geriye dönüş'tü. Yani Osmanlının gölgesini sürekli üzerlerinde hissettiler.. Bu duyguyu bir noktaya kadar anlamak mümkün; zira her şeyi ile reddettikleri bir dönemin yıkıntılarından kendilerini kurtarmaya çalışıyorlardı. Yeni bir uygarlık inşa edeceklerdi ve bu uygarlığın ötekisi de tasfiye edilen bir imparatorluğun hafızasında yerleşikti.</p>

<p>Sorun sadece medeniyet tercihinden ibaret olsaydı bu zıtlaşmayı bir yere kadar anlamak mümkündü. Bir gecede bir toplumun medeniyet değişimini imkan dahilinde olduğunu var sayan toplum mühendisliğini pratiğe geçirmeye çalışan kadrolardan söz ediyoruz.</p>

<p>Ancak Cumhuriyet elitinin tarih korkusu ile gelecek endişesi arasında sıkışan cumhurun gelecek umuduna sahip olmaları için her şeyden önce elitlerin korkularını yenip normalleşmeleri gerekecekti.<br />
Yeni bir dünya kurulurken uygulanan toplum mühendisliğine tepkili olanların yanıldıkları bir nokta vardı. Toplumsal ve siyasal değerler, kültürel kodlar üzerinde toplum mühendisliği uygulanır, millet sekülerleştirilirken bunlardan hoşnut olmayanların tepkileri sadece nostaljik geçmiş özlemiyle alakalı değildi elbette. Derin medeniyet çözümlemeleri, siyasal analizler yapmaya akılları yetmese de varlıklarını anlamlandırdıkları değerlerinin elden gitmekte olduğunu fark ediyorlardı. Yaşanmakta olan sadece siyasal düzlemde değil hanelerinin içine müdahil olur hale gelmekteydi.. Osmanlı şahsında hissettikleri avuçlarından kayıp gitmekte olan sadece bir geçmiş değil değerleriydi. Daha sonraları bu hissiyatın nostaljiye dönüşmesine tanık olacaktık.</p>

<p>Ancak, nostaljik düzlemde geçmiş özlemcilerinin unutturduğu tarihsel bir gerçekle yüzleşmeleri gerekiyordu. O da gerçekten Osmanlıyı hafızalardan silmeye, değerlerini görünür plandan kaldırmaya ahdeden bu kadroların hemen hepsi Osmanlı döneminde yetişmiş, Osmanlı ordusunda savaşmış asker, bürokrat yahut aydınlardan oluşuyordu.. Yani hesaplaşılan bugünün aktörleri, özlemini çektikleri geçmişin ürünüydü;<br />
Özlemini çektikleri hangi Osmanlı idi ki şikayetçi oldukları elitler bizzat o dönemin, eğitim sisteminin, zihniyetin yetiştirdiği çocuklarıydı? Bu soru ile tarihi bir bilinç olmaktan çıkarıp nostaljiye indirgeyen Osmanlı romantizmine yaslanan muhafazakar zihniyetin yüzleşmesi gerekir.</p>

<p>Bu durum, karşı kampta yer alan seküler Cumhuriyet eliti ve batıcı zihin dünyasının müntesipleri açısından da yüzleşmeyi gerektiriyor. Bu nasıl bir 'köhne Osmanlı geçmişi' idi ki aniden kurtarıcı gibi gelen kadroların hepsi o dönemin bakiyesi, eğitim sisteminin ürünü olsunlar? Yükseltilmeye çalışılan batı uygarlığı üzerinden silmeye çalıştığı geçmişin tozları arasında hayata geçmişti! Tarihi yeniden yazma, inşa etme iddiasındaki bir nesil adeta 1923'te doğmuş ve inkar ettikleri geçmişten hiç bir şey devralmamışlar, hiç bir borçları yokmuş gibiydiler. Olup bitenlere nereden bakarsanız bakın sonuçta inkar ettiğiniz ya da özlem duyduğunuz bir tarihin mirası söz konusuydu.</p>

<p>Yeni siyasal aktörlerin uygulamalarını eleştirmenin, benimsememenin, itirazın seçkinler nezdinde karşılığı saltanat özlemciliği, irtica idi.... Korkunun diri tutulması muktedir kadroların iktidarını ne pahasına olursa olsun cumhura devredilmemesine veya en azından cumhurla iktidarı paylaşımının ertelenmesine meşruiyet kazandırmaya yarayacaktı.</p>

<p>Belki bu noktada psikanaliz bazı durumları açıklamakta yararlı olabilir. Osmanlıyı emperyalist batılı devletler tasfiye etmişti ama onun temsil ettiği dünya görüşünü mekteplerinden yetişen çocukları tasfiye edecekti. Bu bir devrimdi ve her devrimin bir ötekisi olacaktır; varlığı öteki algısının diri tutulmasına bağlıydı. Ancak batıcı seçkinlerin ötekisi bir tarihe, tüm bir geçmişin mirasına yönelikti. Cumhurla iktidarını paylaşmaktan çekinen seçkinlerin hemen hepsi Osmanlı adına savaşmış ve de savaş kaybetmiş askerlerdi. Osmanlı üniforması içinde girdiği hemen her savaşı kaybeden, imparatorluğu elinden alınmış bir neslin kabusuydu geçmiş imgesi. Hatırlamak istemedikleri, yaşanmamış saydıkları geçmiş bu yenilgileri hatırlatmaktaydı. Onlar için tarih büyük bir boşluk adeta geçmişin karadeliğinden ibaretti.<br />
Bu ağır travmayı yaşamamış olsalardı muhtemelen tek parti dönemi cumhurla daha barışık olma cesaretini gösterebilirdi. Ne var ki travma çift taraflıydı: Hem cumhurun hem de cumhuru yöneten elitlerin yaşadığı travma anlaşılmadan geçmiş sağlıklı yorumlanamaz.</p>

<p>Son dönemde yaşanan sistem içi elit değişiminin sonuçlarını biraz da nostaljinin mi yoksa tarih bilincinin mi etkin olacağı belirleyecek. Bir yanda yenilgilerin bedelini ödeyen cumhurun özlemleri ile realite arasındaki boşluk diğer tarafta aktörlerin kişisel travmalarının sonuçları açısından bakmalı anlamak, anlamlandırmak için...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaynak: Yeni Şafak</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Makale-Yorum</category>
      <guid>https://www.dunyabulteni.com.tr/cumhur-elitlerin-korkusu-akif-emre</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Oct 2019 17:53:09 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabultenicomtr.teimg.com/crop/1280x720/dunyabulteni-net/images/haberler/2019/10/cumhur_elitlerin_korkusu_akif_emre_h452153_47bab.jpg" type="image/jpeg" length="50874"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kürtler İngiliz rüşvetini neden reddetti? Akif Emre]]></title>
      <link>https://www.dunyabulteni.com.tr/kurtler-ingiliz-rusvetini-neden-reddetti-akif-emre</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabulteni.com.tr/kurtler-ingiliz-rusvetini-neden-reddetti-akif-emre" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Akif Emre 21-08-2019 09:30</strong></p>

<p> <br />
Ortadoğu'da daha doğrusu bölgemizde olup bitenleri, sıcak gelişmeler üzerinden okuma ve konjönktürel tavır alma alışkanlığından dolayı sürekli çelişkiye düşüyor aydınlar, kanaat önderleri, politikacılar... Oysa bugün patlayan bir anlaşmazlık, siyasal sorun yahut sosyal taleplerin kökenleri en az yüzyıllık derinliğe sahip. Geçmişi kurmaca sahte kahramanlar üzerinden okuma alışkanlığı, bizi, tarihin bugüne ve yarına ne söylediğini ihmal etmeye, yani bugünü ve yarını yanlış okumaya mahkum ediyor.</p>

<p>Bugünlerde Ortadoğu'nun şifresinin Sykes Picot anlaşmasında kodlandığı, tüm sorunların bu İngiliz-Fransız gizli mutabakatından kaynaklandığı sıklıkla dillendirilir hale geldi. Doğrudur, Osmanlı sonrası özellikle Filistin'in geleceği, İsrail'in kurulması gibi etkileri hala bugüne yansıyan paylaşım anlaşmasının adıdır. Bu anlaşmada ne karar alınırsa alınsın, Osmanlının siyasi olarak tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte yani parçalanmasının ardından temel değişiklikler olacaktır. Daha çok İngiliz emperyalizminin belirleyici olduğu yeni bir Ortadoğu ortaya çıkacaktır. Bugünkü gelişmeleri sadece İngilizlerin siyasi kurnazlıklarına bağlamak da tarihi anakronik okumak demektir. İkinci Dünya Savaşı sonrası hangi gücün/güçlerin bölgede belirleyici olduğu ortada. İngiliz hariciyesinin Amerikan politikalarını belli ölçüde etkilemiş olması bölgenin tek belirleyicisi olduğu anlamına gelmez. BU abartılı İngiliz parmağı arama alışkanlığı İran'dan, Filistin'e, Körfez'den Kürt meselesine Amerikan etkisini, hegemonik etkisini, yıkımını hafifletmek, sahte tehlikeleri hedef göstermek gibi bir işlev görebilir.</p>

<p>Her şeye rağmen Osmanlının tasfiye sürecinde temeli atılan sorunlar bugünü sanılandan daha da fazla etkiliyor. Üstelik bu sadece dış düşman güçlerin dayatmasıyla açıklanamayacak derin zihinsel, siyasi ve ideolojik kodlardan kaynaklanıyor. Foreign Policy dergisinin internet sayısında Sevr Anlaşması'nın 95. yıl dönümü (10 Agustos 1920) dolayısıyla ilginç bir analiz yayınlandı. Nick Danforth imzalı yazıda özellikle Kürt sorunundan kaynaklanan kaosun nedeninin Sykes-Picot anlaşmasından çok Sevr anlaşmasının ruhunda aranması gerektiği savunuluyor. Her ne kadar uygulama fırsatı bulamasa da bu anlaşma, özünde bugün ortaya çıkan anlaşmazlıkların temelini oluşturduğu iddia edielrek ve bugünü anlamak için Sevr'e bakmak gerektiği savunuluyor. Buna göre Fırat'ın doğusunda İngilizlerin denetiminde Kürtlere ayrı bir yönetim, isterlerse bağımsız devlet imkanı tanınmıştı. Burada yazarın ironik yorumu çarpıcı: “Biz Osmanlıyı parçalarken Kürtlere devlet kurma fırsatı tanıdık ama onlar bizimle savaşmayı tercih ettiler”. Asıl sorun Kürtlerin İngilizlerin rüşvetini hangi gerekçelerle reddettiklerinde yatıyor. Bir Batılının gözünden sebep olarak şu gerekçeler sıralanıyor: “İlki; Hristiyan İngilizlere karşı Müslüman Türklerle dayanışma, ikincisi; İngilizlerin Ermenileri tekrar bölgeye getirme korkusu”..</p>

<p>Aslında Kürtlerin Osmanlılarla beraber emperyalizme karşı mücadelesini büyük ölçüde belirleyen siyasi olarak Hilafetin kurtarılması fikri idi. Hatta Milli Mücadelenin ilk retoriği de buna dayalıdır. Milliyetçi Batılıların ve bugün de pek çoğumuzun kavramakta güçlük çekmeye başladığı asıl etken İttihad-ı İslam ve İslam kardeşliği düşüncesinin ne anlama geldiğidir. O dönemin siyaset tasavvurunda devletten ziyade Hilafet fikrinin merkezi yeri anlaşılmadan Kürtlerin ve diğer Müslüman unsurların ne gaye ile emperyalizme karşı savaştığı anlaşılamaz. Hilafetin siyaset düşüncesindeki yerinden daha derin ve köklü olan ise İslam kardeşliği bilincidir. Mahir İz hatıralarında aktardığı bir olay dönemi resmetmesi açısından ilginçtir; Fevzi Çakmak İstanbul'dan Ankara'ya geldiğinde kendisini Mustafa Kemal karşılar ve doğruca meclise gide “Halifenin selamını ve zafer için dualarını getirdim” diyen bir konuşma yaptığında meclis adeta alkıştan yıkılacak gibidir. Hilafet fikrinin ne kadar merkezi bir yer tutan bir hedef olduğunu belirtmeye gerek olmayacak kadar bu konu açıktır.</p>

<p>Bugün için Siyaset tasavvuru çok farklı yere evrilmiş olsa da Müslümanların dayanışması, kafir hegemonyasına karşı ortak tavır fikri hala geçerli ve etkindir. Son kertede bu coğrafya kimliğini İslam'dan yana koyacaktır. Cumhuriyeti kuranların sadece hilafet fikrinden değil ait olduğumuz medeniyetten de vazgeçmeleri, “Batı Medeniyet Dairesi”ne katılma kararı almaları sadece Kürtlerde değil Türklerde, Müslüman ahalide travma etkisi yapacaktır. Bu meseleyi konuşmadan Türkleri ve de Kürtleri modernleştirerek, Batılılaştırarak, kültürel kodlarını değiştirerek “adam etme” stratejisi fikri sabit hale geldiği içindir ki, bir Kürt sorunu çıkarmayı başarmış bulunuyoruz. Bugün gelinen noktada modernleştikçe köklerinden koparılan halkın Batılı anlamda seküler etnik kimlik inşası toplumu var eden dinamikleri, varoluş imkanlarını berhava edecek demektir. Bu durum Türkiye'deki Batılılaşma politikalarının kaçınılmaz sonucudur ve bununla hesaplaşmadan, yüzleşmeden de gerçek anlamda çözüm imkansız görünmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu coğrafyanın İslam ile kurduğu, İslam ile hayat bulduğu varoluşsal anlam yeniden keşfedilmeden, makalenin ifade edemediği İttihadı İslam düşüncesi yeşertilmeden ne bizim ne de Ortadoğu'nun düzene girmesi imkansızdır. İngilizlerin verdiği sömürgeleştirilmiş devlet rüşvetini Müslüman Kürtlerin neden reddedip Müslüman Türk ve diğerleriyle beraber emperyalizme karşı savaştığını unutan Beyaz Türk aklı, şimdi de çözüm adına Kürtleri Türklerden, Türkleri Kürtlerden ve bu toprakların ruhundan koparmaya çalışıyor. Bunun farkına varmadan ne seküler Kürt siyasal hareketinin ne de seküler devlet aklının bu topraklara huzur getirmesi zor. Ortak gelecek tasavvuru ortak geçmiş tecrübesinden ayrı düşünülemez.<br />
 <br />
Yeni Şafak Arşiv</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Makale-Yorum</category>
      <guid>https://www.dunyabulteni.com.tr/kurtler-ingiliz-rusvetini-neden-reddetti-akif-emre</guid>
      <pubDate>Fri, 23 Aug 2019 11:45:56 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabultenicomtr.teimg.com/crop/1280x720/dunyabulteni-net/images/haberler/2019/08/kurtler_ingiliz_rusvetini_neden_reddetti_akif_emre_h447522_f37b9.jpg" type="image/jpeg" length="45779"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tavizsiz bir entelektüel: Akif Emre]]></title>
      <link>https://www.dunyabulteni.com.tr/tavizsiz-bir-entelektuel-akif-emre</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabulteni.com.tr/tavizsiz-bir-entelektuel-akif-emre" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Entelektüel kişiliği, ilkelerinde tavizsiz, popülizmden ve gündelik tartışmalardan uzak yapısıyla basın-yayın çevrelerinde saygın bir yere sahip olan Akif Emre, vefatının ikinci yılında anılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şeker fabrikasında işçi olan Latif Emre'nin üç çocuğundan ikincisi olarak 2 Mart 1957'de Kayseri'de dünyaya gelen Akif Emre, ilk ve orta okulu Kayseri'de okudu. 1975'te Kayseri Endüstri Meslek Lisesinden mezun olan Emre, aynı yıl o dönem ismi İstanbul Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi olan bugünkü Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümüne kaydoldu ve 1981'de bitirdi.</p>

<p>Akif Emre okul sonrası Cahit Zarifoğlu ve Rasim Özdenören'in bulunduğu Akabe Yayınları’nda editörlük yaptı.</p>

<p>Sonrasında SEHA Yayın Grubu'nda İslam Ansiklopedisi’nin editörlüğünü yapan Emre, bu çalışma esnasında dünyanın çeşitli ülkelerindeki Müslüman şahsiyetler ve kanaat önderleriyle tanışıp ilişkiler geliştirdi. Bu dönem onun İslam dünyası üzerine düşünsel ve araştırmalarıyla ilgili ufkunun açılmasına katkı sağladı.</p>

<p>1987 yılında dil eğitimi için Londra’ya giden Emre, iki yıllık gurbet hayatının ardından 1989'un sonunda Türkiye’ye dönerek İnsan Yayınlarında Genel Yayın Yönetmenliği'ni üstlendi.</p>

<p>1991 yılında Dürdane hanımla evlenen Akif Emre'nin, bu evlilikten Taha, Benginur ve Selçuk isimli üç çocuğu oldu.</p>

<p>1993-1995 yılları arasında Bilim Sanat Vakfı'nda çalışmalarda bulunan Emre, o yıllarda kurulan Kanal 7'de Dış Haberler Müdürlüğü yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yenişafak gazetesinin kurucuları arasında yer alan Emre gazetenin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Ayrıca vefatına kadar da köşe yazarı olarak bu gazetede yazılar kaleme aldı.</p>

<p>Kanal 7 sonrası Küre ve Klasik Yayınları'nın genel yayın yönetmenliğini yaptı.</p>

<p>Türkçe, İngilizce ve Arapça yayın yapan Dünya Bülteni adlı internet sitesinin genel yayın yönetmenliğini yapan Akif Emre, belgesel çalışmalarına yoğunlaşarak, Osmanlı şehirleri Saraybosna, Mostar, Üsküp, Selanik, Kudüs ve Mimar Sinan üzerine başta olmak üzere birçok belgesel hazırladı.</p>

<p>Son olarak "Elveda Endülüs: Moriskolar" isimli beş bölümlük belgesel hazırladı.</p>

<p>Akif Emre, 20. yüzyılda yaşamış Müslüman şahsiyetlerden en çok Malcom X ve Aliya İzzetbegoviç'i önemsedi.</p>

<p>Bosna Savaşı sırasında ve sonrasında birçok kere Saraybosna'ya ve diğer Balkan ülkelerine giderek Aliya İzzetbegoviç başta olmak üzere Müslüman liderler ve kanaat önderleriyle dostluklar kurdu. Aliya ile Türkiye'de ilk röportajı yapan kişi de yine Emre oldu.</p>

<p>Klasik Yayınlarında çalıştığı dönemde Aliya'nin Tarihe Tanıklığım, Özgürlüğe Kaçışım, Konuşmalar ve Doğu Batı Arasında İslam kitaplarını yayına hazırladı.</p>

<p>Vefatından bir süre önce ise Haberiyat adlı internet sitesinin kurucu genel yayın yönetmenliğini yaptı.</p>

<p>23 Mayıs 2017'de ofisinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat eden Emre'nin naaşı Edirnekapı Şehitliğinde Mehmet Akif'in kabrinin yakınında defnedildi.</p>

<p><strong>Eserleri</strong></p>

<p>“Müstağrip Aydınlar Yüzyılı Gölgeli Kelimeler, Ödünç Alınmış Hayaller”, “Göstergeler”, “İzler”, “Çizgisiz Defter”, “Küreselliğin Fay Hattı”, “Aliya” ve “İstanbul'u Yeniden Düşünmek ve Erguvanname”.</p>

<p><strong>"Akif benim vicdanımdı"</strong></p>

<p>1975'te üniversitenin ilk günlerinde tanıştığı Akif Emre'nin uzun yıllar en yakın dostlarından olan Ebubekir Doğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Emre'nin hayatı boyunca ilkeleriyle bir istikamet üzerine yaşadığını söyledi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://www.dunyabulteni.net/images/upload/akif_emre_inografik.jpg" style="width: 610px; height: 887.986px;" /></p>

<p>Emre'yi tevazu sahibi olarak niteleyen ve sadece bir hayat sürdüğünü vurgulayan Doğan, şunları kaydetti:</p>

<p>"Tevazu sahibi ve sade bir hayatı vardı ama kendisini okuyarak, gezerek, tefekkür ederek yenilemeyi ve diri tutmayı da bilirdi. O, Müslümanca duruşu, ahlaki tutumu, kendi doğrularından asla taviz vermeden yaşayışıyla büyük bir örneklik teşkil etti. Güce, konjonktüre, popüler olana hiç prim vermeden yaşadı. Özelde ise Akif benim vicdanımdı. Akif Emre'nin hayat çizgisini anlamlı kılan değerlerin, bugün gerçekten bir erdem sayılıp sayılmayacağı sorgulanır hale geldi. Şikayet ettiği konulardan birisi de insanların hızla değişmesi, değerler erozyonuna uğramasıydı. O bunun için Malcolm X, Aliya İzzetbegoviç gibi örnek şahsiyetlerin hayatları, duruşları ve mücadelelerinin hep hatırlanması gerektiğini vurgulardı." </p>

<p><strong>"Dünya meselelerine mazlumları odağa koyarak bakardı"</strong></p>

<p>Akademisyen-yazar Levent Baştürk, Akif Emre'nin 2009’da bir toplantıda yaptığı "Aliya İzzetbegoviç'in Düşünce Mirası" konulu sunumunda, değerlerin anılırken içi boşaltılmış törenlere karşı çıktığını söyledi.</p>

<p>Emre’nin, "Değerlerimizin içini boşaltarak bir tür ikon haline getirip bugüne ne söylediği konusunu gündeme getirmeden, kritik etmeden 'ne büyük insandı' falan demek ne geleneğimize uyuyor ne de bize bir katkı sağlıyor.” sözlerini hatırlatan Baştürk, Akif Emre’yi anarken de onun bu ikazının düstur olması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Akif Emre'yi duruşu olan bir insan olarak niteleyen Baştürk, şöyle konuştu:</p>

<p>"Herhangi bir meşrep veya siyasi çevrenin çıkarlarıyla sınırı tayin edilmemiş bir İslami dünya görüşüne sahipti. Dünya meselelerine ümmeti ve mazlumları odağa koyan bir bakış açısıyla bakardı. O duruşuyla ilkeler, ölçü ve referans manzumesiydi. Bu dünyada elde edeceği mükafat uğruna ahiretini ateşe atmayı göze alanlardan olmadı, bir kaç kişiyle sınırlı uyaranlardan olmayı tercih etti. Uyarılarında da çıkış noktası ümmeti ve mazlumları merkezine koyduğu derdi, meselesi ve davası oldu. Kişilere takılmazdı. Tenkitlerini yöneltirken ve uyarılarını yaparken zahirde görünenden ziyade bir icraatın arka planında olana, ona şekil veren zihniyete bakardı. Bu sebeple an itibarıyla çoğunluk nazarından bakınca popüler görünen bir icraat Akif Emre'nin ince tenkitlerinin konusu olabilirdi."</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Makale-Yorum</category>
      <guid>https://www.dunyabulteni.com.tr/tavizsiz-bir-entelektuel-akif-emre</guid>
      <pubDate>Thu, 23 May 2019 15:16:36 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabultenicomtr.teimg.com/crop/1280x720/dunyabulteni-net/images/haberler/2019/05/tavizsiz_bir_entelektuel_akif_emre_h442710_d19ca.jpg" type="image/jpeg" length="87098"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
