<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Dünya Bülteni Türkiye ve dünya haberleri</title>
    <link>https://www.dunyabulteni.com.tr</link>
    <description>Dünya Bülteni, İslam dünyası ve küresel gündemi haber, analiz ve makalelerle derinlemesine takip edin! Dünya haberleri, güncel gelişmeler, son dakika ve sıcak gelişmeler Dünya Bülteni haber sitesinde yer alır.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.dunyabulteni.com.tr/rss/guncel" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2006. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 15 Apr 2026 01:46:25 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabulteni.com.tr/rss/guncel"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Dostları Akif Emre'yi yâd edecek]]></title>
      <link>https://www.dunyabulteni.com.tr/dostlari-akif-emreyi-yd-edecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabulteni.com.tr/dostlari-akif-emreyi-yd-edecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dostları ve sevenleri Akif Emre'yi mezarı başında yâd edecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>23 Mayıs 2017'de geçirdiği bir kalp krizi sonucu vefat eden ve Edirnekapı Şehitliğine defnedilen gazeteci, yazar Akif Emre mezarı başında dostları ve sevenleri tarafından yâd edilecek.</p>

<p>Yer: Edirnekapı Şehitliği</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tarih: 23 Mayıs Perşembe</p>

<p>Saat: 12.00</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel</category>
      <guid>https://www.dunyabulteni.com.tr/dostlari-akif-emreyi-yd-edecek</guid>
      <pubDate>Tue, 21 May 2019 10:15:19 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabultenicomtr.teimg.com/crop/1280x720/dunyabulteni-net/images/haberler/2019/05/dostlari_akif_emre_yi_yd_edecek_h442612_df6c8.jpg" type="image/jpeg" length="94610"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akif Emre'nin adı Bahçelievler'deki kültür merkezine verildi]]></title>
      <link>https://www.dunyabulteni.com.tr/akif-emrenin-adi-bahcelievlerdeki-kultur-merkezine-verildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabulteni.com.tr/akif-emrenin-adi-bahcelievlerdeki-kultur-merkezine-verildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni Şafak Gazetesi yazarı Akif Emre'nin adı vefatının birinci yıl dönümünde Bahçelievler Kocasinan'daki kültür merkezine verildi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünya Bülteni/ Haber Merkezi</strong></p><p>Düşünce ve edebiyat dünyasının önemli isimlerinden gazeteci-Yazar Akif Emre'nin adı, vefatının birinci yıl dönümünde Bahçelievler Kocasinan'daki kültür merkezine verildi.</p><p>Buna ilişkin düzenlenen törende konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, İstanbul'un ve Türkiye'nin her yerinde kültür merkezlerinin açılmasının, gençlerin kültür, sanat, edebiyat ve kitapla buluşmasını temin etmenin son derece önemli olduğunu ifade etti.</p><p>Akif Emre'yi yakından tanıdığını belirten Kurtulmuş, "Rahmetli Akif Emre ile dostluğumuz 12 Eylül öncesine dayanıyor. O dönemde, üniversite yıllarından itibaren gönülden birbirimize çok yakın bağlı olduğumuz arkadaşlarımızdan birisiydi. Akif Emre'nin derdi hem bu milletin derdinin tamamını yüklenmek hem de bütün İslam ümmetinin hatta bütün mazlum milletlerin dertlerini yüklenmekti." diye konuştu.</p><p>Kurtulmuş, genç yaşlarından itibaren Akif Emre ile çok seyahat ettiklerini ve birlikte vakit geçirdiklerini aktaran Kurtulmuş, şunları kaydetti:</p><p>"Derdi hiçbir zaman kendisi olmayan, kendi geleceği olmayan, 'ne olacağım' diye hiçbir endişe içerisinde olmayan, dünyanın neresinde hangi Müslüman, hangi mazlum milletlerin derdi sıkıntısı varsa onun dertlerini çözebilmek için gayret sarf eden, elinden geldiğince mücadele eden birisiydi. Yeri geldi film çekmeye, yeri geldi kalemiyle bir şeyler anlatmaya gayret etti. Yeri geldi uluslararası toplantılarda fikirlerimizi, görüşlerimizi dostlarla paylaşmaya gayret etti. Yeri geldi uzun seyahatlerle, o seyahatleri yaptığı yerlerdeki Müslümanların halini, onların sıkıntılarını Türkiye'ye taşımak ve Türkiye'deki insanımıza anlattı. Ruslar Afganistan'ı işgal ettiği zaman Afganistan'daki mücahitlerin derdiyle dertlendi. Sırplar Saraybosna'da, Bosna Hersek'te katliamlara başladığında, hatta ondan öncesinde oradaki Müslümanlara nasıl yardım edebileceğimizin, destek olabileceğimizin derdinde oldu."<br />Emre'nin tevazu örneği ve zirvesi olan insanlardan biri olduğunu dile getiren Kurtulmuş, "Önde görünmeyi sevmezdi, vefat ettiği için rahat söylüyorum. Kültür Bakanı olduktan sonra birkaç yurt dışı gezisine Akif Emre Bey'i de davet ettim. 'Biliyorsun ben önde görünmeyi, pek ortada görünmeyi sevmem. Müsaade edersen ben geziye gelmeyeyim' dedi. O kadar yakın dostluğumuza rağmen geziye gitme teklifimizi de önde görünmemek istediği için bir şekilde nezaketle kabul etmedi." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Akif Emre'nin yazılarının tevazu, samimiyet ve yeri geldiğinde de celallik barındırdığını vurgulayan Kurtulmuş, "Ciddi bir entelektüel derinliği olan bir kardeşimizdi. Farklı insanlarla iyi ilişki kurmayı başarabilen, sosyal münasebetleri de bu anlamda fevkalade iyi olan birisiydi. Farklı görüşlerden hatta kendi görüşleriyle taban tabana zıt görüşlere sahip olanlarla da oturup konuşabilir, arkadaşlık geliştirebilir, kendi fikirlerini yansıtabilirdi, hem de de onlarla yapabileceği ortak işler varsa onları yapmaya gayret ederdi." ifadesini kullandı.</p><p>Numan Kurtulmuş, Akif Emre'nin iyi bir insan, iyi bir muvahhit, iyi bir Müslüman ve örnek bir entelektüel olarak vefat ettiğini belirtti.</p><p>'Semere-i hayat, hayır ile yad edilmektir' sözünü anımsatan Kurtulmuş, şunları söyledi:</p><p>"Yani insanın hayatta kazandığı birtakım maddi makam, mevki, maddiyat, kazanç vesaire değil, semere-i hayat, insan dünyadan giderken hayırla yad edilmesidir. Akif Emre'nin semere-i hayatta hayırla yad edilen bir iyi insan olduğuna hepimiz şehadet ediyoruz. Şimdi bizim üzerimize düşen bugün burada örneğini gördüğümüz gibi bu tür önemli insanların ismini yaşatmak ve gelecek nesillerimize, bu yavrularımıza insanların nasıl güçlü bir insan olarak yetişebileceğini güzel örnekler üzerinden anlatabilmektir. Akif Emre Kültür Merkezi'nin faaliyetleri devam ettiği müddetçe buraya gelen evlatlarımız 'Kimdir bu Akif Emre?' diye merak edecek ve buraya geldiklerinde de Akif Emre'nin şahsiyetini, kimliğini, kişiliğini ve fikirlerini yakından öğrenecekler. Ümit ediyorum ki bu gençlik merkezindeki çalışmalardan nice Akif Emre'ler, memlekete faydalı olacak gençlerimiz yetişecek. Hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum."</p><p><strong>"Bu gök kubbede Akif Emre hoş bir sada bıraktı"</strong></p><p>Bahçelievler Belediye Başkanı Osman Develioğlu da kültür merkezine Akif Emre adının verilmesinin ayrı bir mutluluk kaynağı olduğunu belirterek, "Bu gök kubbede Akif Emre hoş bir sada bıraktı. Kocasinan'da bu sada devam edip gidecek." dedi.</p><p>Akif Emre'nin gazetecilik, televizyonculuk ve yayıncılık hayatında bulunmuş değerli bir yazar olduğunu, vefatına kadar Yeni Şafak gazetesinde yazılar yazdığını hatırlatan Develioğlu, "Biz onlarca eseri olan Akif Emre'nin isminin Bahçelievler Kocasinan Mahallesinde bu kültür merkezinde yaşaması gerektiği kanaatine vardık. Akif Emre, kültür dünyamızda, düşünce dünyamızda çok önemli bir yer tutan arkadaşımızdı, dostumuzdu, uzak coğrafyalarda mazlumların çektiklerini anlatan biriydi." ifadesini kullandı.</p><p>Akif Emre Kültür Merkezi, 8 bin metrekare alanda, 85 ve 53 kişilik 2 sinema salonu, fuaye, 35 araç kapasiteli otopark ve sığınak, kafeterya ve 2 jimnastik salonunu barındırıyor.</p><p>Kapalı sergi alanı, bilgisayar atölyesi, bilgi evi, kütüphane ve 237 kişilik çok amaçlı salonun da yer aldığı merkezde, sahne hazırlık ve kulis, sivil toplum kuruluşları odaları, 6 adet atölye ve toplantı odası bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel</category>
      <guid>https://www.dunyabulteni.com.tr/akif-emrenin-adi-bahcelievlerdeki-kultur-merkezine-verildi</guid>
      <pubDate>Fri, 08 Jun 2018 10:40:58 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabultenicomtr.teimg.com/crop/1280x720/dunyabulteni-net/images/haberler/haber/2018/06/08/akif-emre.jpg" type="image/jpeg" length="46708"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vefat yıldönümünde 'Dostlarının Kaleminden Akif Emre']]></title>
      <link>https://www.dunyabulteni.com.tr/vefat-yildonumunde-dostlarinin-kaleminden-akif-emre</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabulteni.com.tr/vefat-yildonumunde-dostlarinin-kaleminden-akif-emre" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazeteci-yazar, fikir adamı Akif Emre 23 Mayıs 2017 tarihinde Edirnekapı şehitliğinde ebediyet âlemine yolcu edilmişti. Vefât yıldönümünde merhuma rahmeti vesile kılarak "Dostlarının Kaleminden Akif Emre" dosyasını hazırladık.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İbrahim Ethem G</strong><strong>ö</strong><strong>ren/D</strong><strong>ü</strong><strong>nya B</strong><strong>ü</strong><strong>lteni</strong></p><p>Gazeteci-yazar, fikir adamı Akif Emre 23 Mayıs 2017 tarihinde Edirnekapı şehitliğinde ebediyet âlemine yolcu edilmişti. Vefât yıldönümünde merhuma rahmeti vesile kılarak "Dostlarının Kaleminden Akif Emre" dosyasını hazırladık.</p><h4><strong>KALICI TESİRLERİ OLAN K</strong><strong>Ö</strong><strong>ŞE YAZILARI KALEME ALDI</strong></h4><p>Akif Emre ile 1996 yılında Yeni Şafak gazetesine İslâm-Türk sanatlarıyla ilgili yazılar kaleme aldığım dönemde tanışmıştık. Bendeki ilk intibaı 'Ümmet-i Muhammed'in derdiyle dertlenen entellektüel bir şahsiyet' şeklindeydi.</p><p>Akif Emre, dünyanın muhtelif coğrafyalarındaki mağdur ve mazlumlarla "sahici" olarak ilgilenir, İslâm coğrafyasını ve özellikle mazlum Müslümanların ülkelerini ziyaret ederek haber, mülakatlar yapardı.</p><p>Akif Emre, gazete yazılarını özen ve dikkatle kaleme alır, yazılarının hemen her biri günden sonrasına da hitap eden, kalıcı tesirler meydana getiren makaleleler mahiyetinde olurdu.</p><p>Akif Emre ile Yeni Şafak'ta genel yayın yönetmeni olduğu dönemde gazetede edebiyat-sanat sayfası hazırlanmasıyla ilgili bir teklif götürmüştüm. Akif Emre teklifle ilgili müsbet ya da menfi herhangi bir dönüş yapmadı. Ben de bir daha konuyu gündeme getirmedim. Yolumuz bu kez 10 yıl sonra Dünya Bülteni haber portalında kesişti. <strong>Erhan Erken</strong>'in müessisi olduğu <strong>Dünya Bülteni</strong>'nin genel yayın yönetmenliğini üstlendiği dönemde yaklaşık sekiz yıl boyunca İslâm-Türk sanatları ve cemiyetimizin içerisinden kaybolup giden güzelliklere dair haftada bir yazı, haber, mülakat kaleme aldım. Bu süreçte bültenin Balmumcu'daki ofisine gittiğimde Akif Emre, yazı yazmıyorsa odasının kapısı açık olurdu ve kendisiyle zaman zaman görüşürdüm. Akif Emre'nin evvelemirde soğuk ve mesafeli bir duruşu vardı. Mesafeler, sohbet derinlik kazanınca aradan kalkardı. Musahabelerimiz neticesinde anladım ki muhatabımızın şehir mimarisi başta olmak üzere klasik İslâm-Türk sanatlarına karşı da derin bir vukufuyeti vardı.</p><h4><strong>NET VE TAVİZSİZ BİR </strong><strong>Ç</strong><strong>İZGİSİ VARDI</strong></h4><p>Net ve tavizsiz bir yanı, çizgisi vardı. Gri alanları yoktu, bu zaviyeden Akif Emre'nin baktığı pencerede siyah ve beyazların bulunduğunu, gri bölgelere yer olmadığını net bir şekilde söylemek mümkün.</p><p>Edirnekapı şehitliğinde basübadelmevti beklemekte Akif Emre merhumu bir yıllık süreçte birkaç kez ziyaret ettim. Mezarı yerine oturmuş, üzerindeki çiçekler hafi bir zikri terennüm ediyor. </p><p>Bu vesileyle Akif Emre'ye Hakk Teala'dan rahmet ve mağfiret niyaz ediyorum.<strong> </strong></p><p><strong>SU VE ATEŞ VE TOPRAK VE RÜZGÂR OLAN ADAM</strong></p><p><strong><img src="http://media.dunyabulteni.net/haber/2018/05/23/ali-pulcu4.PNG" alt="" width="490" height="320" /></strong></p><p><strong>Ali Pulcu / Diş Hekimi </strong></p><p>Hayat<br />dört şeyle kaimdir, derdi babam<br />su ve ateş ve toprak.<br />Ve rüzgar.<br />ona kendimi sonradan ben ekledim<br />pişirilmiş çamurun zifiri kokusunu ham yüreğin pütürlerini geçtim<br />gövdemi alemlere zerkederek<br />varoldum kayrasıyla Varedenin<br />eşref-i mahlukat <br />nedir bildim.</p><p>Akif Emre ile ilk defa ne zaman tanıştık tam kestiremiyorum. Lise son ya da üniversitenin ilk yılları 1977–79’lar olmalı. Seksen Darbesi’nin hemen öncesi sıcak ve çok hareketli günler...</p><p><img src="http://media.dunyabulteni.net/haber/2018/05/23/akif-emre-arkadaslari.PNG" alt="" width="441" height="664" /></p><p>Benden bir yaş büyük olan ağabeyim Salih Pulcu, Yıldız Mimarlık Fakültesi öğrencisi. Milli Selamet Partisi’nin gençlik örgütlenmesi Akıncılar Gurubu’nun o üniversitede ciddi bir ağırlığı var. Fatih’te ikamet ediyoruz. Sabah ve yatsı namazlarını sıklıkla İskender Paşa Camii’nde eda ediyoruz. Mehmet Güney ve yakın çevresi ile bu vesileler ile bir irtibatımız var. Hayal meyal lise ikinci sınıf öğrencisi iken katılmış olduğum, Mehmet Güney’in konuşmasını “İlla devlet, illa devlet!” diye bitirdiğini hatırladığım bir açık alan toplantısı sırasında tanıştırıldığımızı zannediyorum. Yine o yıllara ait, bir dernek toplantısı esnasında çekilmiş, siyah beyaz bir fotoğraf karesinden ‘işte yeni tanıştığım o ciddi arkadaş’ diye düşündüğümü hatırlıyorum. Aklımda kalan, Akif Emre’nin ayırdedici vasfı olan ağırbaşlılığın o kareye her nasılsa sinmiş olduğu ve benim o biraz vakur, biraz mesafeli, müstağni duruşa gıpta ile baktığımı bunca yıldır her nedense unutmamış olmam. Yolumuz kısaca zikrettiğim bu hatlarda kesişti ve bu hatt-ı istikamette de devam edegeldi.</p><p><strong>AKİF EMRE ÖMRÜ BOYUNCA YAZI-ÇİZİ İŞLERİNDEN AYRILMADI</strong></p><p>O ömrü hayatı boyunca yazı–çizi işlerinden hiç ayrılmadı, ben de hasbel kader öyle bir çevre içinde bulunageldiğim için, ağabeyim başta olmak üzere (ki çok iyi anlaşan iki yoldaştılar) ortak dostlarımız üzerinden bir şekilde irtibatımız devam edegeldi. “Kolumuzun altında bir mavzer gibi taşıdığımız” (bu söylem o dönemler için normaldi) Yeni Devir’de çalıştığı sırada da, yakın arkadaşlarımız tarafından yayın hayatına sokulan Yeni Şafak’taki yolculuğu sırasında da dostluğumuz, kardeşliğimiz, memleket meseleleri hakkındaki müzakerelerimiz hep süregeldi. Küre ve Klasik Yayınlarının Yayın Yönetmenliğini üstlendiğinde dostluğumuzun yanısıra Bilim ve Sanat Vakfı çatısı altında mesai arkadaşlığımız da oldu.</p><p>Kültür ve Turizm Bakanımız Numan Kurtulmuş, Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç, ben ve Akif Emre yaşıtlarımız arasında düğün dernek işlerinde biraz geç kaldığımız için yakın çevremiz bizi başgöz edebilmek için uğraşırlar, biz de kendi aramızda o konularda da hasbihal eder, derin analizlerde bulunurduk. Şu satırlar benim 1988’de dünya evine girmem vesilesi ile Akif Emre’nin Londra’dan kaleme aldıkları:</p><p><img src="http://media.dunyabulteni.net/haber/2018/05/23/mektup.jpg" alt="" width="630" /></p><p>“Dear Ali;<br />Ajanslardan geçen en son habere göre Ali Sultanlığınızda ‘”saltanata” son vermek gibi bir rejim değişikliği olmuş. Detay verilmemekle beraber, günümüzde son birkaç örneği kalan “saltanat” geleneğini daha çağdaş bir biçime dönüştüreceğiniz sanılmakta. Fakat henüz ne tür yönetim biçiminin seçildiğinin belirginlik kazanmadığı söyleniyor. Ne tür iç ve dış güçlerin böylesi bir değişikliğe zorladığı konusunda hiç bir ayrıntı edinemedik.</p><p>Bizim saltanatta asayiş ber-kemal… Sağlam temeller üzerinde duruyor. Galiba her türlü deprem hesapları çok iyi yapılmış. Yalnız kimlere emanet edeceğimiz merak konusu. <br />Rabbim <br />düğününüzü gerçek “düğün”lerle iç içe kılsın.<br />En içten “dua”larımla.<br />Selam,<br />Özlem… <br />Akif Emre<br />65 CRANWICH ROAD<br />LONDON N 16 ENGLAND”</p><p><img src="http://media.dunyabulteni.net/haber/2018/05/23/akif-emre-cocuk.PNG" alt="" width="441" height="372" /></p><p>Bu kısacık metne hem Akif Ağabeyin gazeteci kimliği, hem o dönemin ruhu, hem de yanına sokulmadıkça pek farkedilmeyen ince, sıcak üslubu yansımış. İyi de olmuş. Akif Emre’nin sükuneti, vakarı, ağırbaşlılığı, ciddiyeti, ölçülülüğü, dik duruşu çalışma arkadaşları tarafından, yakın uzak dostları tarafından bilinir ve takdir de edilir. Ama ilişkilerinde çok yakınları ile bile belli bir mesafeyi koruması genellikle inatçı ve uzlaşmaz kişiliğine hamledilirdi. Kanaatim, Akif Ağabeyin o mesafeyi kimseyi yaralamak için değil, yaralanmamak için koyduğudur.</p><p><strong>MESLEĞİ GEREĞİ SIKI BİR GÖZLEMCİYDİ</strong></p><p>Mesleği gereği sıkı bir gözlemci idi ve özellikle çalıştığı alanın ne kadar kıyıcı olduğunun daha en baştan birinci elden şahidi olan biri olarak kırmamak ve kırılmamak üzere ‘kendinden bile’ biraz geri çekilmişti.</p><p><strong>KAYSERİLİ BİR THALES’Dİ</strong></p><p>Parada pulda gözü olmayan Kayserili bir Thales’di. Gözünü çok yukarılara dikmişti, fakat hem entellektüel birikimi, hem görmüş geçirmişliği ile İslâm dünyasının önündeki çukurların da, modernizmin açtığı, açacağı çukurların da farkındaydı ve ömrü boyunca yoldaki tehlikelere dikkat çekti. Hiç kimse ile yüksek sesle tartıştığına şahit olmadım. Kırk yıl ağzından tek bir kötü kelime işitmedim. Çok konuşkan biri değildi. Ama suskunluğu konuşmak olanlardandı. Özellikle susarsa ya canı çok sıkılmış ya da çok kızmış demekti. Ahlâklıydı ama hiç bir zaman ahlâkçı olmadı. Ancak ciddi ve samimi gördüklerine gerçekten açılırdı ki sayılarının oldukça az olduğunu zannederim.</p><p><strong>DAVA ADAMI OLDUĞUNA HERKES ŞAHİTTİR</strong></p><p>Dava adamı olduğuna herkes şahittir. Ama gösterişsiz ve bir bakış açısına göre iddiasız yaşadı. Bir ömür “iddialı yaşamak böyle olur” diye güzel örnek olduğunu ve susarak söylediklerinin anlaşıldığını “bir garip ölmüş diyeler” sedasını işittiğimizde müşahade ettik.</p><p>Akif Emre için bir yazı talebi geldiğinde, fotoğraf albümünü şöyle bir taradığımda Göynük’de dede evimizde kendisini ortak arkadaşlarımızla beraber ağırladığım, 1987 veya 1988’e ait fotoğraflara denk geldim. Dere kenarında abdest alırken, ateşi harlarken, toprağa oturmuş çayını yudumlarken. İşte su ve işte ateş ve işte toprak, ve işte kılıç, ve işte kitap.</p><p><img src="http://media.dunyabulteni.net/haber/2018/05/23/arkadaslariyla-akif-emre.PNG" alt="" width="527" height="259" /></p><p>Yazının başına iliştirdiğim Amentü dizeleri o anda aklıma düştü. Pişirilmiş çamurun zifiri kokusundan geçtiğimiz yılın Mayıs ayında geçen Akif ağabey ham yüreğin pütürlerini daha bu dünyada soluk alıp verirken geçmiş, nasıl geçilebileceğini de dosta düşmana gösteregelmişti.</p><p><img src="http://media.dunyabulteni.net/haber/2018/05/23/ates-akif-emre.PNG" alt="" width="364" height="504" /></p><p>Rüzgârsa her daim dalgalı saçlarında, aydınlık gülümsemesinde, titiz gayretinde idi. Hâlâ da öyle. Rüzgârı ardından devam ediyor. Cümle dostları bunu biliyor. <br />Mekânı cennet, makamı ali olsun.</p><p><img src="http://media.dunyabulteni.net/haber/2018/05/23/abdest-alan-akif-emre_1.PNG" alt="" width="365" height="629" /></p><p><strong>YENİ BİR MEDYA DİLİ OLUŞTURMANIN DERDİNDEYDİ</strong></p><p><strong>Hamit Kardaş</strong></p><p><strong>Gazeteci-Kurumsal İletişim Uzmanı</strong></p><p>Akif Emre Hocam ile 2011’in mart ayı başında Dünya Bülteni’nde çalışmaya başlayınca tanıştık. Daha önce de birkaç kez bazı konular üzerine mailleşmiştik ancak birlikte çalıştıktan sonra çok daha iyi tanıdım ve hemen her konuda büyük bir rehber olduğunu gördüm. Şimdi bir senedir aramızda yok ve yokluğunu hissediyoruz.</p><p><img style="margin: 5px; float: left;" src="http://media.dunyabulteni.net/haber/2018/05/23/hamit-kardas.jpg" alt="" width="223" height="206" /></p><h4><strong>B</strong><strong>Ü</strong><strong>T</strong><strong>Ü</strong><strong>NC</strong><strong>Ü</strong><strong>L BİR BAKIŞ A</strong><strong>Ç</strong><strong>ISINA SAHİPTİ</strong></h4><p>Akif Hoca, olaylara yüzeysel bakmayan, bir bütün olarak görmeye çalışan birisiydi. Meselelere Müslümanca bakıyordu ve bizim de öyle bakmamızı isterdi. Bunun için derinlikli okumalar yapmamızı tavsiye ederdi. Kendisiyle okuma kültürü ve kitap üzerine çok güzel sohbetler yapardık. Yaptığımız haberlerin arka planı ile ilgili kitap önerilerinde bulunurdu. Yakın tarih ve hatırat okumalarına ayrı bir önem verirdi. Ben de üniversite öğrencileri ile bir hatırat okuma grubu oluşturmuştum. Akif Hoca, sık sık okumaların ne seyirde gittiğini sorar ve bilgi alırdı benden. Zaman zaman “Bu kitabı da okuyun” diyerek bazı kitap isimleri verir, bazan da evinden kitap getirerek okumamı isterdi.</p><h4><strong>YENİ BİR MEDYA DİLİ OLUŞTURMANIN DERDİNDEYDİ</strong></h4><p>Yaptığı haberler konusunda çok titiz davranan Akif Hoca, yeni bir medya dili kurmanın/oluşturmanın derdindeydi. İslâm coğrafyasına ayrı büyük önem verir ancak bu coğrafyadan sadece savaş ve çatışmaların değil, gelenekler, hayat tarzları ve kültürünün de haber yapılmasını isterdi. Böylece diğer Müslümanları Türkiye kamuoyuna tanıtmayı amaçlıyordu.</p><p>Habercilikte olduğu gibi yazılarını yazarken de hassas davranırdı. Günlük bir gazetede günlük yazılar yazmasına rağmen titiz davranır, ciddi bir hazırlık yapardı. Yeri geldiğinde yazısında kullanmak üzere bazı konularda küçük çaplı araştırmalar yapmamı da istemişti. Büyük bir emek mahsülü olan yazıları bu hassasiyeti sebebiyle gazete köşelerinde kaybolmadı, günümüze de çok şey söylüyor ve bize yol gösteriyor.</p><p>Akif Hoca’nın uzaktan soğuk göründüğü söylenirdi ancak çok hoşsohbet biriydi ve iyi bir konuşmacı olduğu kadar karşısındakini dinlemesini de bilirdi. Odasının kapısı yazılarını yazdığı bir iki saatlik zaman dilimi dışında hep açıktı ve ofise gelenler rahatlıkla onunla görüşebilirdi.</p><p>Mayıs 2016'da Akif Hoca Dünya Bülteni'nden ayrıldı. Ben de 15 Şubat 2017'de biraz dinlenmek biraz da başka projelerle ilgilenmek için ayrıldım. Nisan ayı başlarında beni arayıp yeni site projesinden bahsetti ve beraber çalışmayı teklif etti. Hiç düşünmeden kabul ettim ve böylece haberiyat.com doğdu. Sitemiz 8 Mayıs 2017’de açıldı ancak ne yazık ki 23 Mayıs’ta ofise geldikten 15 dakika kadar sonra odasına girdiğimizde koltuğa yığılmış halde bulduk kendisini. Acil servisi aradık, ambulans yarım saat sonra gelebildi. Tüm müdahalelere rağmen Akif Hoca’yı kaybettik.</p><p>Vefatından sonra çok şey yazıldı, onun gibi düşünmeyenler bile çok değerli bir insan olduğunu belirterek hakkında hüsnü şehadet ediyorlardı. Ben de kendisini tanıdığım ve ona yakın olduğum altı yılı aşkı sürede ondan çok şey öğrendim, İslâm coğrafyasının meseleleriyle dertlendiğine bizzat şahit oldum. Allah onu cennetle mükâfatlandırsın.</p><h4><strong>AKİF EMRE ENSTİT</strong><strong>Ü</strong><strong>S</strong><strong>Ü</strong><strong> VAKİT GE</strong><strong>Ç</strong><strong>İRMEDEN KURULMALI</strong></h4><p><strong>Hasanali Yıldırım</strong></p><p><strong>Yazar</strong></p><p>Size bilim ile teknolojiyi birbiriyle karıştırtanların söylediklerine hâlen daha mukniyseniz bilimin "aydınlanma" sonrasında Avrupa’da icat edildiğine de kocakarı imanıyla inanıyorsunuz demektir. Ve hâlen daha bilimi bizim dışımızdakilere bahşedilmiş büyük bir nimet saymaya devam edersiniz. Elbette bilim sandığınız şey de aslen teknoloji.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p><img style="margin: 5px; float: left;" src="http://media.dunyabulteni.net/haber/2018/05/23/hasan-ali.jpg" alt="" width="261" height="174" /></p><p>Hâlbuki insan zihninin ürettiği bütün yaratıcı ürünler üç büyük kategoriden (=bilim, felsefe, sanat) hangisine dahil edilirse edilsin, zannettiğimiz gibi ne hüdayinabittir, ne de esrarengiz sırların formülü sonrasında gün ışığına çıkmaktadır. (Üzgünüm, siyasetin burada yeri yok.) Yaratıcılığın yegâne iki şartından ilki usta-çırak ilişkisinin semeresi ise ikincisi meramını kendinden öncenin üzerine bina etme anlayışı... Yani süreklilik.</p><p>Bakın bakalım, bizden başka yeryüzünün neresinde, asistanının desteğine ihtiyaç hissetmeden koltuk altını kaşımayı öğrenen bir akademisyen, bu yöntemi kendisinin keşfettiğini ve bu konuda kendisinden önceki bütün çalışmaların hiçbir değer taşımadığını ifade etmeye yeltenmektedir?</p><p>Düşünmek, keşfetmek, ifade etmek... ve hatta icat etmek. Beheri en çok da duvar örmeye benzer. Tuğla tuğla... ilmik ilmik... Ve bir de bakarsınız: Eser.</p><p>Doğru, belki sizden sonra. Ama eser oradadır ya.</p><p>Hayır! Bizde tarih bizimle başlar, bizimle biter.</p><p>Elbette insan ölümlü bir varlıktır. Ama eseri kalıcıdır.</p><p><img src="http://media.dunyabulteni.net/haber/2018/05/23/akif-emre-hasan-ali-yildirim.jpg" alt="" width="630" height="370" /></p><p>Mehmet Akif, Necip Fazıl, Babanzade, Ziya Osman, Peyami Safa, Turgut Cansever, Cahit Zarifoğlu, Yalçın Tura, Metin Erksan, Cevat Ülger... Son devrin önemli simalarının arasından rastgele seçip sıraladığım bu isimlerden kaç tanesi, kendi dönemlerini etkiledikleri denli kültürümüzün geleceğinde pay sahibi kalmaya devam edebilecek?</p><p>Sıraladığım bu isimler arasında hakkında en çok çalışılmış sima, kuşkusuz Mehmet Akif. Fakat onun toplumsal imgesi bile “İstiklâl Marşı’nın şairi”nden öteye ne kadar gidebilmekte? Hakiki manâsıyla eserini vermesine müsaade edilmemiş Turgut Cansever’in derin meselesinin ayrıntılarına ne oranda vâkıfız? Elbet farkındayım, Cevat Ülger bugün kime, ne ifade eder acaba? İnternet gibi mübarek bir nimetten(!) hâlen daha mahrum kalmaya devam etseydik, “Emmisinin oğlunu meşhur etmeye çalışıyor.” demekte haksız sayılmayacaktınız.</p><p>Demek ki insanın zıddına, eserinin kalıcılığı da bazı şartlara bağlı.</p><p>Yoksa en iyi zihinlerimizi ya mühendisliğe veya sosyolojiye kaptırmaya XXI. yy’da da devam ederiz. Sonra da bir şekilde biraraya geldiğimizde bu başarımızla övünürüz. Biraz daha akıllılarımızsa en iyi ihtimalle geri kalmışlığımız için suçlayacak yeni dış mihraklar icat etmekle uğraşır.</p><p>O yüzden Akif Emre Enstitüsü bir ân önce kurulmalı. Eserleri, görüşleri üzerinde gerekli çalışmalar yürütülmeli. Başta uluslararası ilişkiler mevzuu olmak üzere düşünce, sanat, hukuk, ahlâk, siyaset meselelerine dair görüşleri üzerinde çalışılmalı.</p><p>Akif Emre’nin ölmüş seyahat edebiyatına ne kavi bir ruh üflediğinin bile farkında değiliz meselâ.</p><p>Yoksa her vefat yıldönümünde “Kudüs öksüz kaldı”yla iktifa etmek durumunda kalacağız. Birkaç vakit sonra da unutup gideceğiz.</p><p>Ve Kudüs öksüz kalmaya devam edecek. </p><h4><strong>DİK DURUŞU GEN</strong><strong>Ç</strong><strong>LERE </strong><strong>Ö</strong><strong>RNEK OLSUN</strong></h4><p><strong>İhsan Kabil</strong></p><p><strong>Sinema Eleştirmeni</strong></p><p>Rahmetli sevgili Akif Emre'yle ilk tanışmam, 1993'te Amerika'dan dönüşte, eski tanıdığım Ruşen Çakır'ın, kendimde meydana gelen dönüşümle diğer kesimin Ayşe Şasa, Nabi Avcı, Ali Bulaç gibi önde gelen isimleriyle tanışmama vesile olmasıyla husule geldi.</p><p><img style="margin: 5px; float: left;" src="http://media.dunyabulteni.net/haber/2018/05/23/ihsan-kabil.JPG" alt="" width="273" height="274" /></p><p>Bilim ve Sanat Vakfı, Ahmet Davutoğlu, Mustafa Özel gibi yine o kesimin öne çıkan entellektüellerinin kurduğu, bir medeniyet algısı endişesiyle hareket eden bir kuruluştu ve Akif de oranın önemli bir idarecisi konumundaydı. (Ahmet Davutoğlu ile beraber Boğaziçi'nde ayrı bölümlerde okuyorken, Şerif Mardin hocadan ortak bir ders almış, ancak ayrı görüş platformlarında olduğumuzdan pek bir teşrik-i mesaimiz olmamıştı; yine de aramızda hep belli bir saygı dairesi mevcuttu.)</p><p>Akif'in bendeki imajı, Moro gerillaları, Afgan cihadı gibi İslâm coğrafyasının aktif mekanlarında sahada olmak gibi bir vasfı taşıyan, sürekli okumalarla kendini geliştiren ve tazeleyen bir entellektüel pozisyonuydu. Benim Amerika'da yarım kalan Doktora çalışmam için burs desteği arayışlarımda fikirler verirken, ben de kendisine İngiltere'de çalışmalarına destek arayışını tavsiye ettiğimde, "bizimkiler bize biraz zor destek olurlar" gibi bir ifade kullanmıştı.</p><p>İslâm dünyasının içinde yaşadığı buhranlar hep ana gündemiydi; bunun için Batı kültürü dahil hep çok yönlü okumalar yapıyordu. Mizaç olarak, yine de kimi kişi ve oluşumlara mesafeli bir duruşu vardı. Özellik siyaset ve yönetim konumunda olanlara neredeyse belli bir şüphe duygusuyla yaklaşıyor, güven konusunda hep bir ihtiyat besliyordu. Son dönemlerde herkesin farkedeceği gibi oldukça eleştirel bir tutum içindeydi. Yine özellikle Endülüs veya Aliya İzzetbegoviç'le ilgili çalışma ve çıkarımlarından da gözlenebileceği üzere, İslâm dünyasının soylu ikliminin, düşünce, estetikve irfan, dolayısıyla medeniyet anlayışı tarafındaydı ve bundan da hiç taviz vermedi. Ruhu şad, dik duruşu gençlere örnek olsun. </p><h4><strong>AKİF EMRE </strong><strong>Ö</strong><strong>L</strong><strong>Ü</strong><strong>M</strong><strong>Ü</strong><strong>YLE </strong><strong>Ö</strong><strong>ĞRETMENLİK YAPANLARDAN OLDU</strong></h4><p><strong>Mahmut Bıyıklı</strong></p><p><strong>Yazar-TYB İstanbul Şube Başkanı</strong></p><p>Muannid bir kararlılıkla yaygın kamu beklentilerini her seferinde boşa çıkaran ‘kınayanın kınamasından çekinmeyen’ klas duruşlu şahsiyetler her asırda takdir üzere varolagelmişlerdir. Onların, çağlarının aydınlık yüzüne katkıları, umumun bilgisinin çok ötesindedir çoğu zaman. Aslında güzel olan da odur; yapmış olmak için değil, sırf, yapılması fiillerin mutlak sahibinin hoşuna gittiği için istikamet üzere olabilmek, sair nâsın ilgi ve bilgi alanına dahil edilmemiştir çünkü.</p><p><img style="margin: 5px; float: left;" src="http://media.dunyabulteni.net/haber/2018/05/23/mahmut-biyikli-foto-2.jpg" alt="" width="241" height="223" /></p><p>Mutlak Kitabımız kurtuluşa ermişleri anlatırken, bize onların hayata, insanlığa ve Yaratıcısına karşı, bakışları, duruşları, duruluşları hakkında işaretler sunar: Onlar ‘Rablerinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağıran, fıtratlarına göre herkes için en uygun, en güzel yol hangisi ise mücadelelerini öyle yapan’ insan güzelleridir.</p><p>Sabırlıdırlar, Allâh’ın sabredenleri sevdiği müjdesi onlar için nefislerinin arzu edebileceği her türlü ileri geri davranışın keyfiliğinden daha lezzetlidir.</p><p>Sakınırlar, öyle sakınırlar ki hiçbir ruhsat, hiç bir kolaylık teklifi onları cezbetmez. Çünkü onlar, Allâh’ın daima iyilik yapanlarla beraber olduğunu hiç unutmazlar.</p><p>Ve öylesine saf, duru, berraktırlar, öylesine içtendirler ki... Yüzlerinden yüreklerini, gözlerinden ruhlarını okuyabilirsiniz rahatlıkla. Onlar, sağlam, bereketli dalları semaya uzanan güzel ağaçlar gibi meyvelerinden tanınırlar. Hep ‘güzel kelime’lerle konuşurlar. Çünkü ağız ancak yüreğin taşırdığını söyler. Ve onlar her ‘boş’ söz için hesaba çekileceklerinin bilincinde yaşarlar.</p><p>Sonra ihtiyaçtan korkmanın ihtiyacın ta kendisi olduğunu da bilirler onlar. ‘güvensizler’den değillerdir. Güvensizler gibi banka hesapları kabardıkça, gelecek endişelerinin ardından koşmazlar... Çok mallarından az verip, verdiklerinin bilinmesini isteyenlerden değillerdir. Her şartta ve her ortamda örnek olmasını bilir, duruşlarından taviz vermezler. Durdukları yer durumlara göre değişmez. Nerde durulacağını iyi bilirler.</p><h4><strong>AKİF EMRE </strong><strong>Ö</strong><strong>L</strong><strong>Ü</strong><strong>M</strong><strong>Ü</strong><strong>YLE </strong><strong>Ö</strong><strong>ĞRETMENLİK YAPANLARDAN OLDU</strong></h4><p>İşte o duruş sahiplerinden biri oldu Akif Emre. Ölümüyle bile öğretmenlik yapanlardan oldu. Yaşarken nasıl yaşanması gerektiğini öğrettiği gibi ölürken de nasıl güzel ölünmesi gerektiğini gösterdi günümüz insanına. Vefatından sonra yazılanlardan anladık ki yine vefâ dersinden sınıfta kaldık hepimiz. İmkan sahiplerinin çoğaldığı bir zamanda imkansızlıklarla boğuşan bir idealistin daha kadrini sengi musallada bildik. Son yıllarda çok yakınında bulunan Hamit Kardaş keşke yazsa ona yapılan haksızlıkları, vefasızlıkları. Ama yazmaz biliyorum. Çünkü yazarsa incinebilecek çok insan ortaya çıkar. Çünkü yazarsa vefasızlıklar doldurur satırları. Her çağda ilkeli olanların yaşadığı soylu yalnızlıkları yaşayarak gitti Akif Emre.</p><p>Yüreği yüzünden okunan, berrak denizler kadar saf temiz ve derin bir adam geçti destansı hayatıyla bu milletin haysiyet tarihinden. İnşallah örnek alış örnekliğini çoğaltırız.</p><p>Rahmetle, minnetle muhabbetle anıyoruz; umduğuna nail olduğunu umuyoruz… </p><p><strong>İYİ BİN İNSAN; İYİ BİR DOSTTU</strong></p><p><strong>Yaşar S</strong><strong>ü</strong><strong>ng</strong><strong>ü</strong></p><p><strong>Gazeteci-Yazar</strong></p><p>Rahmetli Akif Emre ile 1996 yılında Topkapı'da Yeni Şafak Gazetesi'nde yollarımız kesişti. Ben ekonomi servisindeydim o da yazı işlerinde çalışıyordu. İkimizde akşamları arasıra Üsküdar'a birlikte geçerken birbirimizi daha yakından tanımış olduk. Fazla konuşmayı sevmezdi ben de çok konuşan biri olmadığım için işten eve dönüş muhabbetlerimiz kesik kesik ve kısa olurdu.</p><p><img style="margin: 5px; float: left;" src="http://media.dunyabulteni.net/haber/2018/05/23/yasar-sungu.jpg" alt="" width="254" height="191" /></p><p>Dışarıdan soğuk bir insan gibi görünse de yakınlarına karşı içindeki yumuşaklığı gösterirdi. Disiplini ve ciddiyeti severdi. Gazetede kısa süre genel yayın yönetmenliği yaptıktan sonra dışarıdan çalışmaya başladı. Birbirimizi görmez olunca ilişkilerimiz de koptu. Aradan geçen sürede hiç görüşmek nasip olmadı.</p><p>2011 yılında yeniden Dünya Bülteni'nde buluştuk. Ömrünün son beş yılında yakın çalıştık. Benim gibi seyahatlerinde fotoğraf çekmeyi severdi. İyi bir insan, iyi bir dosttu. Allah rahmet etsin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel</category>
      <guid>https://www.dunyabulteni.com.tr/vefat-yildonumunde-dostlarinin-kaleminden-akif-emre</guid>
      <pubDate>Wed, 23 May 2018 11:14:41 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabultenicomtr.teimg.com/crop/1280x720/dunyabulteni-net/images/haberler/haber/2018/05/23/akif-emre.jpg" type="image/jpeg" length="70105"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hamit Kardaş: Tanıdığım Akif Emre]]></title>
      <link>https://www.dunyabulteni.com.tr/hamit-kardas-tanidigim-akif-emre</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabulteni.com.tr/hamit-kardas-tanidigim-akif-emre" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2011 yılından vefat ettiği ana kadar gazeteci yazar Akif Emre birlikte çalışan Hamit Kardaş, kendisiyle ilgili anılarını Dünya Bülteni için yazdı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Dünya Bülteni/ Haber Merkezi</strong></h4><p>Gazeteci yazar Akif Emre'nin vefatının sene-i devriyesinde uzun süre birlikte çalıştığı ve son anlarında da başucunda olan Hamit Kardaş anılarını bizim için yazdı..</p><h4>Beraber geçen son saatler</h4><p>23 Mayıs 2017 Çarşamba, Akif Emre son projesi Haberiyat’ı açalı 15 gün olmuş. Ben de sitenin yazı işleri müdürlüğünü yapıyorum. Sabah mesaiye başlamış, siteye ilk haberleri girmiş, manşetleri düzenlemiş ve günün gündemini hazırlamıştım. 10:30’da yayın toplantısını yapacak, o günkü gelişmeleri nasıl göreceğimizi müzakere edeceğiz.</p><p>Saat 9:30’da Akif Hoca aradı, biraz gecikeceğini ancak toplantıya yetişeceğini söyledi. Ofise geldiğinde 10:15 idi saat. Haber dairesine selam verip odasına geçti. Berberde traş olmuş, bu sebeple gecikmişti. Bir poğaça almış, çayıyla günün ilk öğününü yiyecekti belki de. Toplantı saati gelince hazırladığım gündemin çıktısını alıp odasına geçtim. Çayından bir yudum alabilmiş, poğaçası yarım kalmıştı. Koltuğa sızmıştı. Akif Hoca uyuyor olamazdı, seslendim cevap vermedi. Yaklaşıp bir kez daha seslendim, yine cevap yoktu. Omzuna dokundum. Tepki vermeyince kalbini kontrol ettim. Çok yavaş atıyordu ya da belki de ben öyle hissettim. Arkadaşları çağırıp yere yatırdık, arkadaşlar ambulansı ararken ben bildiğim kadarıyla ilk müdahaleyi yaptım. Ne yazık ki bu konuda tecrübeli değildim ama yapabildiğim kadarıyla yaptım.</p><p>Mukadderat... Ambulans İstanbul’un en merkezi yerine, Gayrettepe’ye yarım saatte gelebildi. Sağlık ekipleri bizi odadan çıkarıp 40 dakika boyunca içeride müdahale etti. Biri çıkıp Akif Bey’i ilk kimin bu halde gördüğünü sordu. Öne atıldım, beni odaya aldılar. Olayın nasıl gerçekleştiğini sordular. Anlattım. Başlarındaki doktor, tüm müdahalelere rağmen Akif Bey’in vefat ettiğini söyledi.</p><p>Sonrasında olay nasıl duyuldu bilmiyorum, Haberiyat ofisi bir anda sevenleri ile doldu. Akif Hoca ile birlikte çalışanlar, yakın dostları son veda için geldi. <strong>Mehmet Güney</strong>’in Akif Hoca’nın başucuna yere oturup dua ettiğini hatırlıyorum.</p><p>İslam dünyasının acılarını, sevinçlerini Türkiye’nin gündemine sokmak için gece gündüz çalışan, bunun için gazeteler çıkaran, kitaplar yayımlayan, haber siteleri kuran Akif Emre, 60 yaşında genç denilebilecek bir çağda aramızdan ayrılmıştı. Dostları cenazesinin başucundaydı.</p><p>Vefatından bir gün önce 18:30’da editör arkadaşları uğurladıktan sonra odasına gitmiş, ben de müsaade istemiştim. Afrika’dan gelen <strong>İbrahim Tığlı</strong> onu ziyarete gelmiş, beraber oturuyorlardı. Bir misafir daha bekliyorlardı. “Müsaade etmiyorum, gel otur, konuşacağız” diyerek alıkoydu beni. Henüz tefrişatı tamamlanmamış odasında bulunan tek boş sandalyeye oturdum. Bir saat boyunca eski günlerden, ortak tanıdıklardan, Dünya Bülteni’ndeki arkadaşlardan söz ettik. Uzun süredir görüşmediği <strong>Ahmet Sezer</strong> ve <strong>Mehmet Güner</strong>’in neler yaptığını sordu. Beklediği arkadaşı telefon edip ofisin konumunu istedikten sonra bana dönüp çıkabileceğimi söyledi. Ayağa kalkıp odanın kapısına kadar beni geçirdi ve sarıldı bana. Onunla son sohbetimiz olacağını nasıl bilebilirdim ki…</p><p>Son yazısı vefat ettiği gün Yeni Şafak’ta yayınlanmıştı, “Riyad’da Bir Marvel Filmi” başlığıyla. ABD Başkanı Trump’un Riyad’ı ziyaretinde Suudi Arabistan Kralı Selman ve Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile bir küreye dokunurken çekindikleri fotoğraf üzerinden Ortadoğu’daki yeni dengeleri yorumluyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><h4>Dünya Bülteni'nde geçen dokuz yıl</h4><p>Akif Hoca ile 2011 yılının mart ayı başlarında Dünya Bülteni’nde çalışmaya başladığımda tanıştım. Elbette öncesinde de yazılarını okuyordum. Akif Hoca 1970'lerden itibaren Türkiye’deki Müslüman camianın okuyan ve yazan kesimi üzerinde önemli bir yer edinmişti. Akabe, İnsan, Klasik ve Küre gibi yayınevleri; Yeni Devir ve Yeni Şafak gazeteleri ile Umran ve İslam başta olmak üzere birçok dergide çalıştı, yazılar yayımladı. Yazdıklarını pek fazla kitap haline getirmese de dergi ve gazetelerde yazdıkları bir araya getirilse hacimli bir külliyat olur. Dünya Bülteni’nde yaklaşık dokuz yıl genel yayın yönetmenliği yaptı. Vefatından kısa bir süre önce ise haberiyat.com sitesini hayata geçirdi. Makine mühendisliğinden mezun olmasına rağmen yayıncılık ve gazetecilikte karar kılmıştı.</p><h4>Rüzgara göre yön değiştirmiyordu</h4><p>Akif Hoca, rüzgara göre yön değiştiren biri değildi. Hiç sapmadığı ilkeleri ve taviz vermediği hassasiyetleri vardı. Bu çerçevede bildiklerini yazmaktan sakınmadı ancak bunu yaparken kimseyi kırmadı, nezaketten hiç uzaklaşmadı. Eleştirilerinde isim vermekten özellikle kaçındı, fikir ve eylemleri eleştirdi.</p><p>Gündelik olaylardan, mefkuremize katkı sağlamayacak her eylemden uzak durdu ve görmezden geldi. Haberiyat.com’un açılışı sırasında kaleme aldığı manifestosunda “Farkımız, biraz da herkese önemli olduğu telkin edilen her bilginin haber olmadığını göstermek; yani yayınladıklarımız kadar yayınlamadıklarımızın da önemli olduğunu göstermek” diyerek haber olarak gösterilen her şeyin aslında haber olmadığını belirtiyordu.</p><p>Nitekim <strong>Dünya Bülteni</strong>’nde beraber çalıştığımız yıllarda <strong>Abant Platformu</strong> ve <strong>Türkçe Olimpiyatlar</strong>ı gibi etkinliklerle ilgili hiçbir haber yapmamıza izin vermedi. Diğer yayın organlarında büyükçe görülen ve büyük ilgiyle karşılanan haberlerin bizde yer almamasının gerekçesini 15 Temmuz darbe kalkışmasından sonra anlayabildik ve Akif Bey’in ne kadar uzak görüşlü olduğunu yeniden anladık.</p><p>Yeni bir medya dili oluşturmak için büyük bir çaba harcadı. Olaylara Batı penceresinden değil, bizim zaviyeden, yerli bir gözle bakan bir dil… Hem Dünya Bülteni’nde hem de Haberiyat’ta cazip olan günceli yakalamak yerine düşünce dünyamızı anlamlandıracak gündemi, yani hakikati takip etmeyi, kıyıda köşede kalmış ancak hakikati temsil eden gündemi kamuoyuna duyurmanın peşindeydi.</p><h4>Tek amacı Müslüman coğrafyanın sesini doğru olarak duyurmak</h4><p>Emre’nin medyadaki en büyük çabası, Müslüman coğrafyaların sesini Türkiye kamuoyuna ve Türkiye Müslümanlarınınkini de dünyaya doğru bir şekilde duyurmaktı. Bunun için Dünya Bülteni’nde Türkçe, Arapça ve İngilizce yayınlar yapıyordu. Emre için habercilik sadece savaş ve katliamların duyurulması değildi. Bunun için dünyadaki diğer Müslümanların sevinçlerini, hüzünlerini, gelenek ve göreneklerini, kültürlerini de Türkiye’deki Müslümanlara tanıtarak bir iletişim kurma gayreti içerisindeydi.</p><p>Akif Emre’nin habercilik anlayışında Filistin, Keşmir, Myanmar, Doğu Türkistan, Balkanlar ve Endülüs büyük önem taşırdı. Buradaki Müslümanlarla irtibatı vardı ve bu coğrafyalarla ilgili haberlere ayrı bir önem verirdi. Doğu Türkistan ve Keşmir’le ilgili en güncel haberler onun yönettiği sitelerden takip edilebiliyordu. Son yazdığı yazıların birinde yine Keşmir’i hatırlatmış ve “Filistin diye bir meselemizin unutulmaya başlandığı bir ortamda Keşmir'i hatırlamaya niyeti var mı İslam dünyasının?” diye sormuştu.</p><h4>Yapıcı Muhalif</h4><p>Akif Emre, muhalif bir isimdi ve resmi ideoloji karşıtlığı ile de öne çıkıyordu. Ancak muhalifliği hiçbir zaman yıkıcı olmadı. Yazılarında eleştirirken şahısları hedef almaktan özellikle kaçınır, isim vermemeye özen gösterirdi. Kimseyi küstürmez, kimseye sövmezdi. Yazılarının temel gayesi doğruyu göstermekti. Kesinlikle umutsuzluğa yer vermezdi. Hep bir umut beslerdi. Zaten son yazılarından birinin başlığı da “Çürüme de umut da hep var olacak” şeklindeydi. Ancak son zamanlarda muhalif seslere yönelik gelişen tahammülsüzlükten de şikayetçiydi. Bir yazısında bunu şu satırlarla dile getirmişti:</p><p>“Modern siyaset düşüncesinde siyasal muhalefeti kültürümüze yabancı bulanlar kendi kültürlerinin gereklerine ne kadar tahammül edebiliyor? Toplumsal çürüme, yozlaşma karşısında ses çıkarmayı modern anlamda anarşizmle itham etmeyi işlevsel bulanlar karşısında ıslah ediciler, emr-i bil maruf yapanlar baş tacı mı ediliyor? Siyasal muhalefeti yıkıcılık, değerlere karşı tahripkârlıkla suçlayanlar kötülükten nehyetme niyetinde olanlara hangi gözle bakıyor?”</p><p>Son dönemlerinde yalnız bırakılmıştı Akif Hoca. Haberiyat’ı kurmuş ancak medya siteden ciddi alıntılar yapmasına rağmen sitenin kuruluşunu haber yapmamıştı. Bir sohbetimizde “Cengiz Er dışında kimse Haberiyat’ın kuruluşunu haber yapmadı, Allah ondan razı olsun” demişti. Vefatından sonra ardından yazılanları okusa ne derdi acaba? Belki de övüldüğü zamanlarda yaptığı gibi gülümseyerek “Abartmayın canım” derdi sadece.</p><p>Akif Emre yaşarken çok sayıda çok sayıda kişiye yol gösterdi ve şu an birçoğu önemli yerlerde bulunuyor. Kimi medyada, kimiyse akademide… Yazılarının da önemli bir okuyucu kitlesi vardı ve çoğu ses getiriyordu. Yine de Akif Hoca gibi istikametini hiç bozmamış, inandığı değerlerden taviz vermeyen bir mütefekkirin yazılarının dikkate alması gerekenler tarafından ne derece görüldüğünü bilemiyorum.</p><p>Kendisi ile altı sene çalıştığım ve vefatına kadar talebesi olduğum için nasipli hissediyorum kendimi. Rabbim rahmet eylesin ve bizi cennette buluştursun.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel</category>
      <guid>https://www.dunyabulteni.com.tr/hamit-kardas-tanidigim-akif-emre</guid>
      <pubDate>Wed, 23 May 2018 08:49:40 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabultenicomtr.teimg.com/crop/1280x720/dunyabulteni-net/images/haberler/haber/2018/05/23/akif-emre_1.jpg" type="image/jpeg" length="26966"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Paradigmaya kafa tutan gazeteciye vefa- Akif Emre]]></title>
      <link>https://www.dunyabulteni.com.tr/paradigmaya-kafa-tutan-gazeteciye-vefa-akif-emre</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dunyabulteni.com.tr/paradigmaya-kafa-tutan-gazeteciye-vefa-akif-emre" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Bülteni'nde rahmetli Akif Emre'nin yetiştirdiği bir gazeteci olan Osman Hulusi Boyraz merhumun sene-i devriyesinde onunla ilgili hepimize  ders olacak anılarını kaleme aldı.. Rahmetle.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Osman Hulusi Boyraz</strong></p><p>Evet ondan bahsediyorum. Gidişiyle kendisini tanıyan tanımayan binlerce insanı yasa bürüyen, varlığından çoğusunun haberdar olmadığı duruşunu eksilttiğinde hayatlarımızdan; içimizi kaplayan boşluğun tarifsiz acısıyla bizi baş başa bırakan, iddiası olan ancak iddiasını dillendirmekten çok yaşamayı tercih eden, sessiz bir direnişin, kendi tabiriyle ‘paradigmaya posta koyuşun’ son temsilcilerinden Merhum Akif Emre.</p><p>Tevafuk işte, Ramazan ayındayız, Akif abinin her Ramazan’da okumayı adet edindiğim o uyandırıcı yazısını (Paradigmaya kafa tutan simitçi - <a href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/akifemre/paradigmaya-kafa-tutan-simitci-12825" rel="nofollow" target="_blank">https://www.yenisafak.com/yazarlar/akifemre/paradigmaya-kafa-tutan-simitci-12825</a>  ) okudum bu yazıyı yazmazdan evvel. Bakmasını bilen insan, olan şeyden de olmayan şeyden de gerekli dersi çıkarıyor, Akif abi de çıkardığı bu dersi hepimize kendi kürsüsünden sesleniyordu. Kim bilir belki Ramazan ayında tezgahını toplayıp paradigmaya posta koyan simitçiyle kendisi arasında bir bağ kuruyordu. Çünkü o da kendi zaviyesinden aynını yapıyordu. Şöhrete, makama, yüksek maaşa, televizyon programlarına, isminin şurada burada büyük harflerle anons edilmesine pirim vermeyerek, işe metrobüsle gelip gitmeyi tercih ederek, gençliğinde, mücadele yılları sırasında beraber yürüdüğü dostları belli makamlara gelince; muhterem hanımının tabiriyle ‘dostluğunu muhafaza edip, arkadaşlığını askıya alarak’, kendisini iddiasından ve duruşundan alıkoyacak her türlü dünyevi metaı elinin tersiyle değil de yüzünü ondan çevirerek iten, istemeyen duruşuyla; o da medyanın, siyasetin paradigmasına kafa tutuyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>2013 senesinin Kasım ayında iş görüşmesi için odasının kapısını çalmıştım, kısa bir tanışmanın ardından neden gazetecilik yapmak istediğimi sormuştu. Benim gerekçem onun nezdinde geçerli olmuş ki beni Hamit abiye (Hamit Kardaş) yönlendirdi denemelik birkaç haber yazmam için. O gün iki haber yazmıştım, ikisi de hala aklımda.</p><p>Bir buçuk yıl yanında çalıştım. Akif Emre işini ciddiye alarak yapardı, birlikte çalıştığı insanların da öyle olmasını isterdi, onun için bir nokta, bir virgül, bir kısaltma duruş demekti, yazdığın haber senin duruşunu belli edecekti, eğer etmiyorsa, herkesin kullandığı haber dilini sen de kullanıyorsan, orada sana ihtiyaç yoktu, ajansın verdiği haberleri sitene kopyalayıp yapıştıran bir yazılım senden daha mahir bir gazeteci olurdu öyle bir durumda.</p><p>Yazdığımız haberler ya da o haberlere attığımız başlıklar istediği gibi olmadığında, ya da onun istediği zeka pırıltısını göstermediğinde ya bilgisayarından yazar ya da odasından kalkıp gelir, o haberi sorardı, sonra o başlığı; sonra kızardı, "saksıyı veya gazetecilik zekasını çalıştırın derdi. Normal hayatta kızmazdı ama mesele haber olunca iş başkaydı ve o iş çok ciddiydi. Toplum içine çıkan insan nasıl eline yüzüne, üstüne başına dikkat ederse, gazeteci de topluma sunduğu haberin diline öyle dikkat etmeliydi. Çünkü o haber sadece içerisindeki bilgiyi vermiyordu, o bilgiyi sunanı da temsil ediyor, onun duruşunu da ortaya koyuyordu. Tabi bunu yaparken hakikate sadık kalarak, haberin içindeki gerçeği olduğu gibi vererek yapıyordu. Yoksa mesele, haberin işine gelen kısmını görmek ve yayınlamak değildi asla.</p><p>Bir bayram mesaisiydi, herkes tatildeydi. Fazla mesaiye kalmıştım, tek başıma çalışıyordum ki bir anda Akif abi de geldi ofise. Öyle çok önemli bir gündem de yoktu, rutin haberler giriyorduk. Öyle bir günde bile hiç zorunluluğu olmadığı halde evinden kalkıp işe geliyor, benimle birlikte mesai yapıyordu, hiç anlam verememiştim. Namazdan sonra dışarıda bana öğle yemeği ısmarlamıştı, orada ilk defa iş dışında kişisel meselelerden muhabbet etmiştik. Ailemi sormuştu, babam vefat ettikten sonra kardeşlerimle birlikte koyulduğumuz hayat mücadelesini anlatmıştım, dikkatle dinlemiş, her kardeşimi ayrı ayrı sormuş ve ilgili bir şekilde cevapları dinlemişti.</p><p>Akif abi gençlik yıllarında İngiltere’de yaşamış biriydi, benim buraya gelişim netleşince oturup çay içmiştik odasında, bana İngiltere’deki hayatla ilgili tavsiyeler vermişti . İngiltere’de yaşadığı evin yanındaki Yahudi komşusundan bahsetmişti. Neler yaparsam vaktimi boşa geçirmiş olmayacağımı, kendimi geliştirmem için neler yapmam gerektiğini söylemişti.</p><p>Bu anlattıklarım kimi okura alelade, herkesin herkesle her gün yaşadığı beşeri ilişkiler olarak gelecektir. Doğrudur da, ancak bir farkla, emri hak olan ölüm gelip içimizden birilerini eksilttiğinde, o eksilenle yaşanılan her şey farklı bir anlam kazanıyor. Hele de içimizden eksilen kişi, Akif Emre gibi duruş mücadelesinin son kalelerinden biri olunca her hatıranın kıymeti ayrı oluyor.</p><p>Bu yazı bir hasbihal olsun. Cenab-ı Allah, Akif abinin kabrini nur eylesin. Bize de onun duruşunu yaşayıp yaşatmayı nasip etsin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel</category>
      <guid>https://www.dunyabulteni.com.tr/paradigmaya-kafa-tutan-gazeteciye-vefa-akif-emre</guid>
      <pubDate>Tue, 22 May 2018 07:45:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dunyabultenicomtr.teimg.com/crop/1280x720/dunyabulteni-net/images/haberler/haber/2018/05/22/db.PNG" type="image/jpeg" length="33337"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
